Kullanıcı Oyu:  / 0
En KötüEn İyi 

VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİKTE KAMU ZARARINA NEDEN OLAN DURUMLAR VE GENEL İLKELER


 
Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Kasım 2008 / Sayı: 191  
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, kamusal giderleri karşılamak için toplanan vergilerde değişik gerekçelere bağlı eksik tahakkuk, kişilerin sosyal güvenceye alınmasını temin edecek sosyal güvenlik kuruluşlarının bu amaçlarla topladıkları parafiskal gelirlerden, hak sahiplerine fazla veya yersiz ödeme sıklıkla ortaya çıkabilmektedir.
İşbu yazımızda, vergide eksik tahakkuk ve tahsilât yanında son yapılan düzenlemeler kapsamında sosyal güvenlik kurumundan hak sahiplerine yapılan fazla ve yersiz ödemelerin telafisi süreci ortaya konulmaya çalışılacak, bu ana başlıklar dışında da genel olarak kamu zararının ilgililerinden hangi süreçlerde takip ve tahsil edildiği kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.
 
II- GENEL OLARAK KAMU ZARARINA YOL AÇAN FAZLA VE YERSİZ ÖDEMELER
A- GENEL İLKELER
Mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda borçlanma suretiyle elde edilen imkanlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerlerde artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıyla doğan zararın tespit ve tahsil yöntemleri  “Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”(1) ile açıklığa kavuşturulmuştur.
Bu çerçevede, kontrol, denetim veya inceleme, Sayıştay’ca kesin hükme bağlama, adlî, idarî veya askerî yargılama sonucu tespit edilecek kamu zararından doğan alacaklar, sorumlulardan, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte tahsil edilir. Kamu zararından doğan alacaklarda ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faizin başlangıç tarihi, kural olarak zararın oluştuğu tarihtir. Sayıştay, adlî, idarî ve askerî mahkeme ilâmları ile tespit olunan kamu zararından doğan alacaklarda faiz başlangıç tarihi, ilâmda faizin başlangıcı hakkında hüküm varsa belirtilen tarih, aksi takdirde karar tarihidir.
Kamu zararından doğan alacaklarda zamanaşımı süresi, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, on yıldır.
İşbu alacaklar, merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili birimlerce sorumluların bilinen adreslerine imzaları alınmak suretiyle veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilecektir.
Sorumlular ve/veya ilgililerce yapılan ödeme tutarının, alacak aslı ile faiz tutarının tamamını karşılamaması halinde ödenen tutar vadesi gelmiş alacak aslına ve faizine orantılı olarak mahsup edilir. Borç aslına faiz dahil edilerek, tekrar faiz yürütülemez.
Tespit edilen kamu zararlarının Yönetmelik ile belirlenen şartların yerine getirilmesini müteakip,
a- Rızaen ve sulh yolu ile ödenmek,
b- 22.04.1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak,
c- 2004 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak
suretiyle tahsili cihetine gidilecektir.
B- KİŞİLERE İDARİ HATA İLE YAPILAN FAZLA ÖDEMELER
Kişilerden alacaklar konusunu oluşturan yersiz, fazla ve haksız ödemelerin geri alınmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemlerin borçlular tarafından dava konusu edilmemesi veya idare aleyhine sonuç doğuracak işlem tesis edilmemesi bakımından, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun, Kararı’nın göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Anılan Karar’da;
“- İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblağın geri istenmesine bir mahkeme kararına lüzum olmadan işlem tesis edebileceği ve bu işleme karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay’ın görevi içinde olduğu,
- İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği,
- Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının, hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 60 gün içinde mümkün olduğu, 60 günlük süre geçtikten sonra geri istenmesinin mümkün olamayacağı”(2)
belirtilmiştir
Buna göre;
a- Kanun’a aykırı şekilde yapılan terfi veya intibak işlemine ya da başka usulde yapılan yersiz veya fazla ödemeye o memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi ya da idareyi aldatıcı belge ibraz etmesi sebep olmuşsa,
b- İdarece yapılan işlem, yapıldığı tarih itibarıyla, idare hukuku yönünden yoklukla malûl (sakat) ise ve özel hukuk yönünden de mutlak butlan ile sakat olmuşsa,
c- Yapılan terfi ve intibakta memurun kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata mevcut olduğu halde idareyi haberdar etmemişse
yapılan fazla ödemelerin dayanağı olan hukuka aykırı işlemlerin, 60 günlük süreye bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınması mümkün bulunmaktadır. Ancak, bu hukuka aykırı işlem sebebiyle yapılan fazla, yersiz ve haksız ödemelerin geri alınmasında genel hükümlere göre zaman aşımı süresinin dikkate alınması gerekmektedir(3).
 
III- ÖZEL MEVZUAT UYARINCA YAPILAN FAZLA/YERSİZ ÖDEMELER İLE EKSİK TAHAKKUK
A- SOSYAL GÜVENLİKTE KAMU ZARARI: FAZLA VE YERSİZ ÖDEME
Sosyal Güvenlik Kurumu’nca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun, kapsamındaki her türlü ödeme, fazla ve yersiz ödeme olarak addedilmektedir.
Fazla ve yersiz ödemeler,
a- Hak sahibi kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan doğmuşsa(4), hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b- Kurum’un hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa(5), hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurum’dan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 04.12.1984 tarih ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır. Dönemler itibari ile uygulanacak kanuni faiz oranlarına ise aşağıda yer verilmiştir.
Kanuni Faiz Oranları
19.12.1984-31.12.1997............... %30
01.01.1998-31.12.1999............... %50
01.01.2000-30.06.2002............... %60
01.07.2002-30.06.2003............... %55
01.07.2003-31.12.2003............... %50
01.01.2004-30.06.2004............... %43
01.07.2004-30.04.2005............... %38
01.05.2005-31.12.2005............... %12
01.01.2006 - ………… ................. % 9
(Kanuni faiz oranının, 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık % 12’den % 9’a indirilmesi 19.12.2005 tarihli ve 2005/9831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kararlaştırılmıştır.)
B- VERGİDE KAMU ZARARI: EKSİK TAHAKKUK
Bilindiği üzere, vergiye ilişkin eksik tahakkuk iki kaynaklı olabilir: Birincisi vergi ile ilgili görevlerin tam ve zamanında yerine getirilmemesine bağlı iradi bir kusur neticesi eksik tahakkuk ve buna bağlı eksik tahsilât, ikincisi ise hataya bağlı eksik tahakkuk olarak ortaya çıkmaktadır.
Mükelleflerin vergisel ödevlerini tam ve zamanında yerine getirmemelerine bağlı kusurlu davranışlarının neticesi olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca cezalı tarhiyat işlemleri yapılmaktadır.
Vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması suretiyle ortaya çıkan vergi hataları ise Vergi Usul Kanunu’nun 117 ve 118. maddelerde “hesap hataları” ve “vergilendirme hataları” olmak üzere iki şekilde düzenlenmektedir.  
İdarece tereddüde imkan vermeyecek derecede açık olan hatalar vergi dairesince vergi dairesi müdürünün kararıyla re’sen düzeltilebilir. Ancak bu düzeltme, mükellefin lehine ya da aleyhine olabilir. Mükellef lehine vergi dairesince yapılan düzeltme sonucunda nakden iade çıkabilir. Mükellef lehine yapılan düzeltmelerde, mükellefe düzeltme fişinin bir örneği tebliğ edilir. Hatalı tarhiyatın dayanağı tahakkuk fişi veya ihbarname, düzeltilen tutar dışında kalan kısmı ile geçerliliğini korur. Mükellefin, düzeltme fişinin tarafına tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde nakden iade veya mahsup talebi için vergi dairesine müracaat etmesi gerekir. Mükellef vergi dairesine bu alacağı için bahsedilen sürede müracaat etmediği takdirde, alacak hakkı ortadan kalkar (VUK md. 120).
Mükellef aleyhine yapılmış düzeltme işleminde ise ilave verginin düzeltme fişi ve eki ihbarname ile mükellefe tebliği zorunludur. Düzeltme konusu tarhiyatın daha önce tahakkuk fişi veya ihbarname ile yapılmış olması sonucu değiştirmez.
Kendi aleyhlerine düzeltme yapılan kimselerin düzeltmeye karşı vergi mahkemesinde dava açma hakları saklıdır (VUK md. 121).
Öte yandan Vergi Daireleri İşlem Yönergesi’nde de belirtildiği şekilde, Hazine zararına olan vergi hatalarının düzeltilmesinde ortaya çıkan vergi farkı düzeltme fişine dayanılarak mükelleften vergi ihbarnamesi tebliğ edilmek suretiyle aranılacaktır. Buna göre Hazine zararına olan vergi hatasının düzeltme fişine dayanılarak mükellefe vergi ihbarnamesi tebliğ edilmek suretiyle aranılması, ikmalen bir tarhiyatın yapılmış olması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Neticede düzeltme fişine konu ikmalen tarhiyat durumunda, Kanun’un 112. maddesi hükmüne göre de, tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar geçen süreler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi hesaplanması gerekmektedir.
Tabi ki mükellef aleyhine yapılan ve ihbarname ile tebliğ edilen bu düzeltme işlemine karşı dava açma, uzlaşma ve cezalarda indirim müesseselerinin de işletilebileceği unutulmamalıdır.
 
IV- SONUÇ
Görüldüğü üzere kamu gelirinin kaynağına göre fazla ve yersiz ödeme veya eksik tahakkuk durumlarında, fazla ve yersiz ödemenin/eksik tahakkukun telafi yöntemleri de farklılık göstermektedir. Temel olarak bakıldığında gerek parafiskal gelirlerden yapılan fazla ve yersiz ödemelerde ve gerekse kamu zararlarının tazmininde uygulanan yöntemlerin benzeştiği, vergi gelirlerinde ise ayrı bir takip ve tahsilât yönteminin izlendiği görülmektedir.
Fazla ve yersiz ödemelerde ödeme yapıldıktan sonra tahsil süreçlerini devreye sokmak kadar önemli olan bu tür hataların yapılmasını en aza indirecek mekanizmaların uygulanabilmesi, bu anlamda idareler bünyesinde oluşturulan strateji başkanlıklarının ön mali kontrol hizmeti ile etkin çalışmasını temin edecek süreçlere etkinlik kazandırılması temel bir yaklaşım tarzı olmalıdır. Modern yönetim anlayışına paralel, yönetilenlerle interaktif iletişimle olası hataların asgariye indirilmesi ve mümkünse süreç içerisinde ortadan kaldırılması metodu denenmelidir.
 
*        Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)    19.10.2006 tarih ve 26324 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(2)    Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun, 14.06.1974 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 22.12.1973 tarih ve E. 1968/8, K. 1973-14 sayılı Kararı.
(3)  16 no.lu Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği. Tebliğ’in “Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” düzenlemeleri çerçevesinde yeniden ele alınması gerekmektedir. Tebliğin sadece Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararına konu kısmına makalede yer verilmiştir.
(4)    İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler, 27.09.2008 tarih ve 27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” in 5. maddesinde belirlenmiştir.
(5)    Bu haller ise anılan Yönetmeliğin 6. maddesiyle ayrıntılı açıklanmaktadır.
 

 

 

 

   

   
© H.Bayram ÇOLAK