Doç. Dr. Mustafa ÇOLAK

Mustafa ÇOLAK

 

.

. Amme Borcu Bulunanların Yapamayacakları İşlemler Ve Analizi

Kullanıcı Oyu:  / 0

AMME BORCU BULUNANLARIN YAPAMAYACAKLARI İŞLEMLER VE ANALİZİ


 Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Ağustos 2008 / Sayı: 188  
 
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere,  04.06.2008 tarih ve 5766 sayılı Kanunla(1) kamu alacaklarının tahsilinin güvence altına alınması amacıyla bazı işlemlerde borçlu olmama şartı getirilmektedir.
Bir nevi “ilişiksiz belgesi” aranılması şeklinde uygulama alanı bulabilecek söz konusu düzenlemeye dair usul ve esaslara, yazımızın ilerleyen bölümlerinde yer verilecektir.
 
II- YASAL DÜZENLEME
6183 sayılı Kanun’a 5766 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile eklenen 22/A maddesinde,
“Amme alacağı ödenmeden yapılmayacak işlemler ile işlem yapanların sorumlulukları:
Madde-22/A: 04.01.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında hak sahiplerine yapacakları ödemeler ile kanun, kararname ve diğer mevzuatla nakdi olarak sağlanan Devlet yardımları, teşvikler ve destekler nedeniyle yapılacak ödemelerde ve 02.07.1964 tarih ve 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli tarifelerde yer alan ticaret sicil harçlarından kayıt ve tescil harçları, noter harçlarından senet, mukavelename ve kağıtlardan alınan harçlar, tapu ve kadastro harçlarından tapu işlemlerine ilişkin alınan harçlar, gemi ve liman harçları ile diploma harçları hariç olmak üzere (8) sayılı tarifeye konu harçlar ve trafik harçlarına mevzu işlemler ile 26.05.1981 tarih ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına mevzu işlemlerde; Maliye Bakanlığı’na bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılması zorunluluğu getirmeye, bu kapsama girecek amme alacaklarını tür, tutar ve işlemler itibarıyla topluca veya ayrı ayrı tespit etmeye, zorunluluk getirilen işlemlerde hangi hallerde bu zorunluluğun aranılmayacağını ve maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Takibata selahiyetli tahsil dairesince, bu madde kapsamında getirilen zorunluluğa rağmen borcun olmadığına dair belgeyi aramaksızın işlem tesis eden kurum ve kuruluşlara ikibin Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir. İdari para cezası, ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. İdari para cezasına karşı tebliğ tarihini takip eden otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir.
Bu hüküm ile gelişmiş ülkelerde kamu hizmetlerinin finansmanı amacıyla kamu gelirlerini süresinde ödemeyerek temerrüde düşen kişilerin, kamu hizmetlerinden yararlanabilmeleri için ön koşul olarak ve temel haklar ile çelişmemek kaydıyla, bu borçlarının ödenmesi şartı aranması prensibinin ülkemizde de uygulanmasına yönelik düzenlemeleri içermektedir.
Düzenlemeyle, kamu hizmetlerinden yararlanmak için amme borcu bulunmaması koşulu, bazı hizmetler için getirilmektedir. Özellikle yargı harçları, icra ve iflas harçları, diğer yargı harçları, vergi yargısı harçları ve konsolosluk harçları ile ilgili işlemler madde kapsamı dışında tutulmakta, kapsama 492 sayılı Harçlar Kanunu ile 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan diğer harca mevzu işlemler alınmaktadır.
 
III- AMME BORCU NEDENİYLE YAPILAMAYACAK İŞLEMLER
6183 sayılı Kanun’un anılan 22/A maddesi hükmü gereği, Maliye Bakanlığı’nca yayımlanan 2 Seri No.lu Tahsilât Genel Tebliği’nde, amme borcu nedeniyle yapılamayacak işlemler belirlenmiştir. Bu çerçevede ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca, aşağıdaki açıklamalar kapsamında işlem tesis edilecektir:
A- VADESİ GEÇMİŞ AMME BORCU TUTARI
“Vadesi geçmiş borç” olarak değerlendirilecek amme alacakları; toplam 1.000,00 YTL’sini(2) aşan yıllık gelir, yıllık kurumlar, katma değer, özel tüketim, özel iletişim ve banka ve sigorta muameleleri vergileri, gelir ve kurumlar vergisine ilişkin tevkifatlar ve geçici vergiler ile bu vergi türlerine ait vergi zıyaı cezaları, gecikme zam ve faizleri olarak anlaşılacaktır.

B- VADESİ GEÇMİŞ AMME BORCU NEDENİYLE YAPILAMAYACAK İŞLEMLER
1- Kamu İhale Kanunu Kapsamında Hak Sahiplerine Yapılacak Ödemeler
01.08.2008 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında 2.000 YTL’nin üzerinde(3) hak sahiplerine yapacakları ödemeler sırasında hak sahiplerinin ve ilgililerin Maliye Bakanlığı’na bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borçlarının bulunmadığına ilişkin vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge aranılması zorunluluğu getirilmiştir.
4734 sayılı Kanun kapsamında olan idareler, Kanun’un 2. maddesinde aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.
- Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, il özel idareleri ve belediyeler ile bunlara bağlı; döner sermayeli kuruluşlar, birlikler (meslekî kuruluş şeklinde faaliyet gösterenler ile bunların üst kuruluşları hariç) ve tüzel kişiler.
- Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri.
- Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (meslekî kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli kuruluşlar.
- Yukarıda belirtilenlerin doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler.
- Yapım ihalelerine münhasır olmak üzere, 4603 sayılı Kanun kapsamındaki bankalar.
Kamu İhale Kanunu kapsamında ödeme yapacak olan ve yukarıda belirtilen kurum ve kuruluşlar, hak sahiplerine ödeme yapmadan önce vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge arayacaklar, 1.000,00 YTL üzerinde vadesi geçmiş borç bulunması halinde ödeme yapmayacaklardır. Ancak, borçlunun tahsil dairesine olan borçlarını ödemesi veya sair sebeplerle, ihale nedeniyle kendisine yapılması gereken ödemenin yapılmasını engelleyen durumun kalkması üzerine, yeni alacağı belgeye göre ihaleyi yapan kurum ve kuruluşların gerekli ödemeyi hak sahibine yapabilecekleri tabiidir.
Hak sahiplerine, tahsil dairesince düzenlenen vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgelerde belirtilen borç tutarının üzerinde bir tutarda ödeme yapılması gereken hallerde, borçlunun da talebi alınmak suretiyle borç tutarı kadar kısım ilgili tahsil dairelerine bakiyesi de borçluya ödenebilecektir. Ayrıca, borç tutarının yapılacak ödemeden yüksek veya buna eşit olduğu durumlarda da borçlunun talebi üzerine ödenecek tutar ilgili tahsil dairesine aktarılabilecektir.
4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların aynı Kanun ile istisna tutulan alımları nedeniyle yapacakları ödemeler, 4734 sayılı Kanun kapsamında hak sahiplerine yapılan ödeme olarak değerlendirilemeyeceğinden, bu tür ödemelerde vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgenin  aranılmayacağı  tabiidir.
2- Devlet Yardımları, Teşvikler ve Destekler Nedeniyle Hak Sahiplerine Yapılacak Ödemeler
06.10.2008 tarihinden itibaren uygulanmak üzere, kanun, kararname ve diğer mevzuatla nakdi olarak sağlanan Devlet yardımları, teşvikler ve destekler nedeniyle kurumların ilgililere yapacakları ödemeler sırasında (eğitim ve öğretime yönelik olarak öğrenim bursu ve öğrenimle ilgili diğer adlarla ya da 6183 sayılı Kanun’un 105. maddesinde sayılan tabii afetlere maruz kalanlara verilen Devlet yardımları, teşvikler ve destekler nedeniyle yapılacak ödemeler hariç) hak sahiplerinin ve ilgililerin Maliye Bakanlığı’na bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borçlarının bulunmadığına ilişkin vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge aranılması zorunluluğu getirilmiştir.
6183 sayılı Kanun’un 22/A maddesi uyarınca, kaynağına bakılmaksızın kanun, kararname ve diğer mevzuatla düzenlenmiş olan ve sadece nakdi olarak ödenen Devlet yardımları, teşvikler ve destekleri ödeyecek olan kurum ve kuruluşlarca bu ödemeler yapılmadan önce ilgililerden vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belge aranılacak ve 1.000,00 YTL üzerinde vadesi geçmiş borç bulunması halinde ödeme yapılmayacaktır. Ancak, borçlunun tahsil dairesine olan borçlarını ödemesi veya sair sebeplerle, mevzuat gereğince kendisine yapılması gereken ödemenin yapılmasını engelleyen durumun kalkması üzerine, yeni alacağı belgeye göre ilgili kurum ve kuruluşların gerekli ödemeyi hak sahibine yapabilecekleri tabiidir.
Madde kapsamında zorunluluk getirilen bu tür ödemeleri bankalar aracılığı ile yapan kurumlar, bu tutarları ilgilisine ödenmek üzere bankaya göndermeden önce yukarıdaki belgeyi arayacaklardır.
İlgililere, tahsil dairesince düzenlenen vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgede belirtilen borç tutarının üzerinde ödeme yapılması gereken hallerde, borçlunun da talebi alınmak suretiyle borç tutarı kadar kısım ilgili tahsil dairelerine, bakiyesi de borçluya ödenebilecektir. Ayrıca, borç tutarının yapılacak ödemeden yüksek veya buna eşit olduğu durumlarda da borçlunun talebi üzerine ödenecek tutar ilgili tahsil dairesine aktarılabilecektir.
Borçlunun talebi üzerine kesinti yapan kurum, ödeme tarihine kadar geçen süre için amme alacağına 6183 sayılı Kanun’un 51. maddesine göre gecikme zammı hesaplanacaktır.

C- VADESİ GEÇMİŞ BORÇ DURUMUNU GÖSTERİR BELGE ARANILMASI ZORUNLULUĞUNA UYMADAN İŞLEM TESİS EDİLMESİ
Vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgeyi aramadan zorunluluk getirilen ödeme/işlemleri yapan kurum ve kuruluşlara, borçlunun bağlı bulunduğu takibe yetkili tahsil dairesince, 2.000,00 YTL idari para cezası tatbik edilecek ve ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenmesi gerekecektir.
İdari para cezasına karşı tebliğ tarihini takip eden otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılması mümkündür.
Bu idari para cezaları hakkında 5326 sayılı Kabahatler Kanunu hükümleri uygulanacaktır.

D- MALİYE BAKANLIĞI’NCA BELİRLEME YAPILMAMIŞ ALANLAR
6183 sayılı Kanun’un 22/A maddesinde yetki alanı daha geniş olmakla beraber Maliye Bakanlığı’nca yukarıda belirtilen işlemler dışında şu aşamada belirleme yapılmayan alanlar ise şöyle sıralanmaktadır:
1- 492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli;
- (1) sayılı tarifenin “C) Ticaret sicil harçları”ndan sadece “I. Kayıt ve tescil harçları”,
- (2) sayılı tarifede yer alan Noter Harçlarından “I.1” ve “II.1” de yer alan senet, mukavelename ve kağıtlardan alınan harçlar,
- (4) sayılı tarifede yer alan Tapu ve Kadastro işlemlerinden alınacak harçlardan “I-Tapu işlemleri”ne ilişkin alınan harçlar,
- (7) sayılı tarifede yer alan Gemi ve Liman Harçları,
- (8) sayılı tarifede yer alan İmtiyazname, Ruhsatname ve Diploma Harçlarından  “VII-Okul diplomaları”na ilişkin harçlar hariç tarifede düzenlenen diğer tüm harçlar,
- (9) sayılı tarifede yer alan Trafik Harçları,
2- 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan;
- Bina inşaat harcı,
- Yapı kullanma izin harcına mevzu işlemler(4).
 
IV- SONUÇ
Nitelik itibariyle amme borcu olanların, 6183 sayılı Kanun’un 79. maddesinde düzenlenen hükümle üçüncü şahıslar/kurumlar nezdinde hak ve alacakları haczedilebilmekte, daha doğru bir ifade ile amme borcuna tekabül eden alacak/hak kamu hesaplarına aktarılmaktadır.
Getirilen ve amme borcu olması halinde yapılamayacaklar işlemler de özünde bir nevi haciz bildirisi özelliğine sahip bulunmakta, tek fark amme borçlusunun bu borcunu kendi iradesiyle kapatması veya sona erdirmesi, sağlayacağı başka menfaatler nedeniyle zorunlu hale getirilmektedir.
Dolayısı ile ilerleyen zamanlarda görünen odur ki 6183 sayılı Kanun’un 79. maddesi hükmünün (en azından kanunda sayılan işlemler için) işletilmesi yerine gönüllü olarak mükelleflerin sisteme uyum sağlamalarını temin edecek 22/A maddesinin işlerliğine daha fazla önem verilecek sonucuna ulaşılmaktadır.
 
*   Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1) Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, 06.06.2008 tarih ve 26898 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(2) 04.04.2007 tarih ve 2007/11963 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince, Yeni Türk Lirası ve Yeni Kuruşta yer alan “Yeni” ibareleri 01.01.2009 tarihinde kaldırılacağından 2008 yılı için YTL ibarelerine yer verilmiştir.
(3) Seri: A Sıra No: 3 Tahsilât Genel Tebliği, 19.07.2008 tarih ve 26941 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(4) Seri: A, 2 Sıra No.lu Tahsilat Genel Tebliği (29.06.2008 tarih ve 26921 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
 

 

 

. Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadeleye Denetim Desteği

Kullanıcı Oyu:  / 0

KAYITDIŞI EKONOMİ İLE MÜCADELEYE DENETİM DESTEĞİ


Yazar:Mustafa ÇOLAK*
Yaklaşım / Ocak 2011 / Sayı: 217
 
I- GİRİŞ
Kayıtdışı ekonominin sonuçları ile mücadele etme noktasında alınan tedbirlerden biri de denetim imkânlarının artırılmasıdır.
Özelikle vergi denetimlerinin toplam mükellef grubu içerisinde %2 ila 3 arasında değiştiği dikkate alındığında, denetim kadrolarındaki artışın, vergi inceleme oranlarını yukarı çekeceği ve sonuçta kayıtdışı faaliyetlerin tespit ve denetim süreçlerinde iyileştirmeler getireceği açıktır.
Aynı tespitleri sosyal güvenlik uygulamaları açısından da görmemiz mümkündür. İki milyona yaklaşan işveren sayısının, mevcut sosyal güvenlik müfettişleri ve kontrol memurlarınca denetlenebilme olanağı yoktur. Buradaki sayısal artış da kaçak işçilikle mücadele başta olmak üzere, sigorta prim kayıp ve kaçağının önlenmesinde etkili olabilecektir.
İşbu yazımızda 2010 yılı içinde denetim kapasitesi artışı anlamında yapılan düzenlemeler ile 2011 bütçesinde öngörülen düzenlemelere yer verilecektir.

II- YAPILAN DÜZENLEMELER
A- 2010 YILI BÜTÇE KANUNU İLE GETİRİLEN DÜZENLEMELER
(KE) ve kayıtdışı istihdam ile mücadelede başarı kazanılması ve kayıtdışılığın azaltılması; kurumlar arası işbirliği ve eşgüdümün sağlanması ve etkin bir denetim sisteminin oluşturulmasında yatmaktadır.
2008-2010 dönemini kapsayan Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı çerçevesinde denetim kapasitesini güçlendirmek ve yaptırımların caydırıcılığını artırmak ve bu amaçla denetim kapasitesini geliştirmek bu stratejinin temel hedeflerinden biri olarak belirlenmiştir.
Bu anlamda, 2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nun 22. maddesinin ikinci fıkrasına,
“Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliği uyarınca asistan kadrolarına yapılacak atamalar,” ibaresinden sonra gelmek üzere,“Maliye Bakanlığı,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın ilgili mevzuatları uyarınca vergi ve sosyal güvenlik alanlarında münhasıran teftiş, denetim ve soruşturma görevlerini yerine getirmek amacıyla ihdas edilmiş kadrolarından yardımcı ve stajyer kadrolarına yapılacak atamalar”
ibaresi eklenmiştir.
Böylelikle, Maliye Bakanlığı,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nın merkez ve taşra teşkilatlarında vergi ve sosyal güvenlik alanlarında münhasıran teftiş, denetim ve soruşturma görevlerini yerine getirmekle yetkili ve bu amaçla ihdas edilmiş kadrolarından yardımcı ve stajyer unvanlı kadrolarından (maliye müfettiş yardımcısı, hesap uzmanı yardımcısı, stajyer gelirler kontrolörü, Sosyal güvenlik müfettiş yardımcısı,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı müfettiş yardımcısı, iş müfettiş yardımcısı, vergi denetmen yardımcısı) boş bulunanlara yapılacak atamalar, Bütçe Kanunu’nda öngörülen sayı sınırlamaları dışına çıkarılmıştır.
Yasal düzenlemede belirtilen kurumlar, kendilerine tahsis edilen/edilecek atama iznini kullanma yetkisi dışında ayrıca denetim kadrolarına yapacakları atamada mevcut atama sınırlamalarından muaf hale gelmiş bulunmaktadırlar.
Böylelikle Mart-2010 dönemi itibariyle yaklaşık 2000 boş denetim kadrosuna eleman alınması, bütçe sınırlamalarına takılmadan mümkün hale gelebilecektir.
B- 2011 BÜTÇE KANUNU İLE GETİRİLECEK DÜZENLEME
TBMM’ye sunulan 2011 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısında da 2010 yılında sürdürülen denetim kadrosu sayısının artırılması suretiyle denetim kapasitesinin genişletilmesi yönündeki irade aynen devam ettirilmektedir.
Kanun tasarısının “Kadroların Kullanımına İlişkin Esaslar” başlıklı 22. maddesi 2. fıkrasında yapılan düzenlemede,
“(2) … Maliye Bakanlığı,  Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı’nda münhasıran vergi ve sosyal güvenlik alanlarında istihdam edilecek yardımcı, stajyer ve kontrol memuru kadrolarına yapılacak atamalar, … birinci fıkrada yer alan sınırlamalara tâbi değildir.”
hükümlere yer verilmiştir.
2010 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu’nda yer alan hükümden daha geniş kapsamlı yeni düzenleme ile 2011 yılı içerisinde sınırlamaya tabi olmaksızın yapılabilecek denetim kadroları genişletilmiş ve böylelikle gerek fiili olarak denetim yapanlar ve gerekse idari uygulama ve politika birimlerinde görevli olanların atamalarında da sınırlama kaldırılmıştır.
Sınırlamaya tabi olmadan atama yapılabilecek kadrolar, MB ve GİB’de maliye müfettiş yardımcısı, hesap uzman yardımcısı, stajyer gelirler kontrolörü, vergi denetmen yardımcısı, gelir uzman yardımcısı, devlet gelir uzman yardımcısı; SGK’da başkanlık müfettiş yardımcısı sosyal güvenlik uzman yardımcısı, kontrol memurları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda Bakanlık müfettiş yardımcısı, iş müfettiş yardımcısı, çalışma uzman yardımcısı, iş sağlığı ve güvenliği uzman yardımcısı, yurt dışı işçi hizmetleri uzman yardımcısı olarak sayılabilecektir.
Yukarıda yer verilen kadrolara yapılacak atama ile vergi ve sosyal güvenlik alanlarında istihdam edilen ve münhasıran bu alanlara ilişkin denetim, teftiş, soruşturma, uygulama yapma ve politika tespiti alanlarında görevli olanların istihdam edilmesinde, bir sınırlama uygulanmayacaktır.

III- SONUÇ
Kayıtdışılıkla mücadelede, devlet organlarının gösterdikleri hassasiyet ve çaba, önemli bir eşiğin aşıldığını da kanıtlamaktadır. Bir sorun olarak ekonomik kalkınma, rekabet şartlarının iyileştirilmesi ve kaynakların etkin tahsisi ile sürdürülebilir bir büyüme hedefi içerisinde, kayıtdışı ekonominin kayda alınması ve kararlılıkla yol alınması gerekir.
Bu süreçte sadece devletin değil, toplumsal tüm katmanların katılımı ile ele alınacak bir mücadele stratejisi, kalıcı bir çözümün temel anahtarı olacaktır.
* Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı


 

 

. Sözleşmeli Personelin Kadroya Geçişi ve Vergisel Sonuçları

Kullanıcı Oyu:  / 0

SÖZLEŞMELİ PERSONELİN KADROYA GEÇİŞİ VE VERGİSEL SONUÇLARI


 

Yazar:Mustafa ÇOLAK*

Yaklaşım / Ağustos 2011 / Sayı: 224

 

I- GİRİŞ

Kamu kurum ve kuruluşlarında yürütülen hizmetin niteliği ve sürekliliği gibi ana unsurlar çerçevesinde memurlar dışında sözleşmeli personel, geçici personel, sürekli işçi, geçici işçi, hizmet alımı yöntemiyle çalıştırılan personel gibi farklı personel çalıştırma sistemleri bulunmaktadır.

Sözleşmeli personel çalıştırma sistemi içinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4. maddesinin (B) bendi kapsamında sözleşmeli personel istihdam modeli, en yaygın kullanım şekillerinden birini oluşturmaktadır.

Gelinen noktada merkezi yönetim kapsamındaki idarelerdeki kamu personelinin yaklaşık % 10’u civarında, 192 bin sözleşmeli personelin 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında, 35 bin civarında personelin ise özel mevzuat hükümlerine göre sözleşmeli personeli statüsünde istihdam edildiği görülmektedir. 

Son olarak kamu istihdam yapısını yeniden şekillendiren, 632 sayılı “Devlet Memurları Kanunu’nun 4. Maddesinin (B) Fıkrası ile 4924 Sayılı Kanun Uyarınca Sözleşmeli Personel Pozisyonlarında Çalışanların Memur Kadrolarına Atanması Amacıyla Devlet Memurları Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname”(1) ile sözleşmeli personelin memur kadrolarına geçişi öngörülmüştür.

Bu yazımızda, genel esasları ile sözleşmeli personelin memur kadrolarına atanması ve uzantısında ortaya çıkacak vergisel sonuçlar açıklanmaya çalışılacaktır.

II- SÖZLEŞMELİ PERSONELİN KADROYA GEÇİŞİ

632 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na eklenen geçici 37. maddede; kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, ayın veya haftanın bazı günleri ya da günün belirli saatleri gibi kısmi zamanlı çalışanlar ile yükseköğretim kurumlarının araştırma-geliştirme projelerinde proje süreleriyle sınırlı olarak çalışanlar hariç olmak üzere, 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrası ve 10.07.2003 tarih ve 4924 sayılı Kanun uyarınca vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında 04.06.2011 tarihi itibarıyla çalışmakta olan ve 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirtilen genel şartları taşıyanlardan otuz gün içinde yazılı olarak başvuranların, pozisyonlarının vizeli olduğu teşkilat ve birimde, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye ekli cetvellerde yer alan memur kadrolarına, bulunduğu pozisyon unvanıyla aynı unvanlı memur kadrosu olmaması halinde, anılan Kanun Hükmünde Kararname’ye ekli cetvellerde yer alan kadro unvanlarıyla sınırlı olmak ve sözleşmeli personel pozisyonlarına ilişkin vize cetvellerindeki nitelikler dikkate alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı’nca müştereken belirlenen memur kadrolarına, 04.06.2011 tarihinden itibaren 60 gün içinde kurumlarınca atanacağı hüküm altına alınmıştır.

Buna göre, kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlarda, 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrası ve eleman temininde güçlük çekilen yerlerde sözleşmeli  sağlık personeli çalıştırılmasını öngören 4924 sayılı Kanun uyarınca usulüne uygun vizelenmiş veya ihdas edilmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında; 04.06.2011 tarihinde çalışmakta olanlar ile çalışmakta iken 04.06.2011 tarihinden önce askerlik, doğum, milletvekili ve mahalli idareler genel ve ara seçimleri ile 4924 sayılı Kanun uyarınca kullanılan ücretsiz izin nedenleriyle bu görevlerinden ayrılanlardan ilgili mevzuatına göre yeniden hizmete alınma şartlarını kaybetmemiş olanlardan, 657 sayılı Kanun’un 48. maddesinde belirtilen genel şartları taşıyan sözleşmeli personele memur kadrolarına geçiş imkanı getirilmiştir.

Söz konusu Kararname,

- Kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrası ve 4924 sayılı Kanun uyarınca;

1- Yurt dışı teşkilatı için vizelenmiş sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilenleri,

2- Ayın veya haftanın bazı günleri ya da günün belirli saatleri gibi kısmi zamanlı çalışanları,

3- Yükseköğretim kurumlarının araştırma-geliştirme projelerinde proje süreleriyle sınırlı olarak çalışanları,

4- Sözleşmeli personel alımı için sınav ve yerleştirme işlemleri tamamlanmış olmasına rağmen 04.06.2011 tarihi itibariyle sözleşme yapılarak fiilen göreve başlamamış olanları,

5- 04.06.2011 tarihinden sonra yeni alınacak sözleşmeli personeli,

- Kamu kurum ve kuruluşlarında 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrası ve 4924 sayılı Kanun uyarınca istihdam edilen sözleşmeli personel dışında 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesi, 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 36. maddesinin üçüncü fıkrası, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile muhtelif mevzuat hükümleri uyarınca istihdam edilen diğer sözleşmeli personeli

kapsamamaktadır(2).

III- KADROYA GEÇİŞİN VERGİSEL SONUÇLARI

A- ÜCRETLERDEN GELİR VERGİSİ KESİNTİSİ

193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 61. maddesinde;

“Ücret, işverene tabi ve belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaatlerdir.

Ücretin, ödenek, tazminat, kasa tazminatı (mali sorumluluk tazminatı), tahsisat, zam, avans, aidat, huzur hakkı prim, ikramiye, gider karşılığı veya başka adlar altında ödenmiş olması veya bir ortaklık münasebeti niteliğinde olmamak şartı ile kazancın belli bir yüzdesi şeklinde tayin edilmiş bulunması onun mahiyetini değiştirmez.”

hükmü yer almaktadır.

Öte yandan, 193 sayılı Kanun’un 94. maddesinin 1. fıkrasında; kamu idare ve müesseseleri, iktisadi kamu müesseseleri, sair kurumlar, ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadi işletmeleri, kooperatifler, yatırım fonu yönetenler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı, ile zirai kazançlarını bilanço veya zirai işletme hesabı esasına göre tespit eden çiftçilerin hizmet erbabına ödedikleri ücretlerden (istisnadan faydalananlar hariç), 103 ve 104. maddelere göre (avans olarak ödenenler dahil) nakden veya hesaben yaptıkları sırada, bunların gelir vergilerine mahsuben tevkifat yapmaya mecbur oldukları hükmüne yer verilmiştir.

Bu hükümler çerçevesinde sözleşmeli personele ödenen brüt sözleşme ücretleri üzerinden gelir vergisi kesintisi yapılmaktadır.

Sözleşmeli personelin memur kadrolarına atanmaları ile birlikte gelir vergisi matrahının bileşenleri de değişmektedir.

Şöyle ki, Devlet memurlarında ücreti belirleyen unsurlar sözleşme ücreti gibi tek bir kalem altında değil farklı kalemlerin bileşkesinden oluşmaktadır. Kanuni dayanakları farklı gösterge aylığı, taban aylığı, kıdem aylığı, ek gösterge aylığı, zamlar (yan ödeme), ek tazminatlar, makam, temsil ve görev tazminatları gibi yaklaşık 40’ın üzerinde ücret unsurunun kurum özellikleri ve personel unvanı dikkate alınarak bir araya gelmesinden kamu personelinin maaşı ortaya çıkarılmaktadır. Bu farklı kalemlerin dayanakları farklı mevzuat hükümleri, gelir vergisine tabi tutulacak matrahı da belirlemektedir.

Çoğu özel mevzuatı uyarınca gelir vergisi kesintisinden istisna edilen ücret unsurları dışarıda bırakıldığında hâlihazırda gösterge aylığı, taban aylığı, kıdem aylığı, ek gösterge aylığı ve zamlar (yan ödeme) toplamından personele ait emekli kesenekleri, sigorta primleri, bireysel emeklilik ödentileri gibi kalemler düşülerek gelir vergisi matrahı oluşturulmaktadır. Bu temel yapıya ilave olarak, ek ders ve vekâlet ücretleri, döner sermaye ödemeleri de vergiye tabi tutulmaktadır.

Sonuç olarak sözleşmeli personelin kadroya geçirilmeleri ile birlikte gelir vergisi matrahında, dolayısı ile kesilen gelir vergisi tutarlarında sözleşme ücretlerinden kesilenlere kıyasen bir azalma meydana gelmesi kaçınılmaz olmaktadır.

B- ÜCRETLERDEN DAMGA VERGİSİ KESİNTİSİ

488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli l sayılı Tablonun “IV. Makbuzlar ve Diğer Kağıtlar” bölümü l/(b) bendinde; maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar (avans olarak ödenenler dâhil) için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak carî hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kâğıtların binde 6,6 oranında damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.

Aynı Kanun’a ekli 1 sayılı Tablonun I/A-1 fıkrası ile belli bir parayı ihtiva eden mukavelenamelerin (sözleşmelerin) binde 8,25 oranında damga vergisine tabi olduğu belirtilmiş, “Nispet” başlıklı 14. maddesinde de belli parayı ihtiva eden sözleşmelerin değiştirilmesi halinde artan miktarın aynı nispette vergiye tabi olacağı, sözleşmelerin müddetinin uzatılması halinde ise aynı miktar veya nispette vergi alınacağı hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan 488 sayılı Kanun’a ekli 2 sayılı Tablonun “V- Kurumlar ile İlgili Kâğıtlar” bölümünün 25 numaralı fıkrası ile kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile döner sermaye işletmelerinin kadrolarında ve sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilen sözleşmeli personel ile yapılan hizmet sözleşmeleri damga vergisinden istisna edilmiştir.

Bu hükümlere göre,

1- Kamu kurum ve kuruluşlarıyla sözleşmeli personel arasında düzenlenecek idari/hizmet veya iş sözleşmeleri 488 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Tablo’nun I/A-1 fıkrası gereğince binde 8,25 nispetinde damga vergisine tabi tutulmayacak ancak ücret ödemelerinden aynı Kanun’a ekli (1) sayılı Tablonun IV/1-b fıkrası gereğince binde 6,6 oranında damga vergisi kesintisi yapılması gerekecektir.

2- Sözleşmeli personelin memur kadrolarına geçişi ile birlikte ödenecek maaş unsurlarının birkaç istisna hariç tamamı üzerinden 488 sayılı Kanun’a ekli (1) sayılı Tablonun IV/1-b fıkrası gereğince binde 6,6 oranında damga vergisi kesintisi yapılacaktır.

Dolayısı ile memur kadrolarına atanan sözleşmeli personel ile sözleşmeli statüye geçme hakkı olmayan veya bu yönde tercihte bulunmayanların ücret unsurlarına bağlı damga vergisi mükellefiyetlerinde önemli bir farklılık ortaya çıkmayacaktır.

IV- SONUÇ

Kamu kurumlarının personel istihdam etme yöntemleri ve bu personelin statüleri, yasal kesintilerin matrah ve tutarlarını etkilemektedir.

Özellikle devlet memurları açısından konuya bakıldığında, özel düzenlemelerle vergiden istisna kalemlerin fazlalılığı, vergi matrahını düşürmekte ve dolayısı ile gelir vergisi kesintisini de aşağıya çekmektedir. Aynı durumu, sözleşmeli personel için söylemek mümkün değildir. Sözleşme ücreti altında ödenen tek kalem ücret unsuru ve bu unsur içerisinde ayrıca bir istisna oran veya tutarının belirlenmemiş olması, nihayetinde gelir vergisi kesintisini artırmaktadır.

Damga vergisi uygulamasında ise devlet memurları ve sözleşmeli personelin damga vergisine tabi ücret unsurlarında bariz farklılık doğuracak bir istisna kalemine yer verilmediği görülmektedir.

İlerleyen dönemlerde gerçekleştirilmesi muhtemel bir personel reformu ile statü farklılıklarının giderilmesi, maaşı belirleyen unsurlar arasında gerek sayısal ve gerekse nitelik olarak bir konsolidasyon ve azaltma, başta vergi mevzuatı olmak üzere uygulanacak diğer yasal yükümlülük konularında şeffaf, adil ve tutarlı bir politika açılımına fırsat tanıyabilecektir.

*     Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı

(1)   04.06.2011 tarih ve 27954 (mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

(2)   Ayrıntılı bilgi için Bkz. Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı’nca hazırlanan “632 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Uygulanmasına İlişkin Rehber” www.bumko.gov.tr
 


   

 

. Tütün Ürünlerinde Vergi Kaçakçılığı İle Mücadele

Kullanıcı Oyu:  / 0

TÜTÜN ÜRÜNLERİNDE VERGİ KAÇAKÇILIĞI İLE MÜCADELE
 


Yazar:Mustafa ÇOLAK*
Yaklaşım / Ocak 2012 / Sayı: 229
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, kayıtdışı işlemleri kayıt altına almaya yönelik faaliyetler ile mükelleflerin vergi yükünü hafifleterek ekonomide yaşanan haksız rekabeti ortadan kaldırma amacıyla, 2008 yılı Programı tedbirleri arasında yer alan “Kayıtdışı Ekonomi ile Mücadele Stratejisi Eylem Planı 2008-2010”, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın koordinatörlüğünde birçok kamu idaresi ile ortaklaşa hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kurumlarla katılımcı planlama yaklaşımı çerçevesinde kayıtdışı ekonomi ve sonuçları ile etkin mücadele amacıyla oluşturulan strateji eylem planı aynı zamanda, 2009/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi olarak yayımlanmış ve kamuoyuyla paylaşılmıştır.
Söz konusu eylem planında, kayıtdışıyla mücadelede üç nihai amaç belirlenmiştir. Bu kapsamda, kayıtlı faaliyetleri özendirmek, denetim kapasitesini güçlendirmek ve yaptırımların caydırıcılığını artırmak, kurumsal ve toplumsal mutabakatı sağlamak ve güçlendirmek temel stratejiler olarak benimsenmiştir.
Son olarak, kayıtdışı ekonomi ile mücadele eylem planının uzantısı ve devamı görüntüsü niteliğinde, daha somut bir alan tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığı üzerine yeni bir strateji eylem planı 2011-2013 dönemlerinde uygulanmak üzere yürürlüğe konulmuştur. Plan aynı zamanda, Maliye Bakanlığı tarafından kamuoyu ile paylaşılmış ve detaylı açıklamalar yapılmıştır.

II- TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI VE EYLEM STRATEJİSİ

A- EYLEM STRATEJİSİNE GENEL BİR BAKIŞ
Tütün ve tütün mamullerinde kaçakçılık ile mücadele eylem planının hazırlanmasında, tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığının kamu düzenini etkilediği gibi devletin vergi gelirlerinde de ciddi anlamda kayba neden olması, toplum sağlığını tehdit etmesi ve sektörde rekabet eşitsizliğine sebep olması temel faktörler olarak ele alınmıştır.
Terör örgütü ve organize suç örgütlerinin de tütün kaçakçılığından finansman sağladıkları ve böylelikle suç sektörünün büyümesi ve gelişmesi üzerinde doğrudan etkili oldukları bir gerçektir.Tütün mamul tüketimlerinde, Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan Ulusal Tütün Kontrolü Eylem Planı ve sigarayı bıraktırma kampanyalarının önemli ölçüde azalışlara ve dolayısı ile vergi kayıplarına neden olduğu tartışmasızdır. Bu süreçte, özellikle komşu ülkelerde denetimsiz ve standartlara uygun olmayan üretim koşullarında imal edilen kaçak sigara ve tütün mamullerinin yurt içi fiyatların altında belirlenmiş fiyat aralıkları, doğrudan ülkeye girişini kolaylaştırmakta ve teşvik etmektedir.
Bir yandan ülke içi tüketim sürdürülen yoğun kampanyalarla azalma eğilimi gösterirken diğer taraftan tütün sektörü üzerindeki dolaylı vergi artışları, ayrıca bir tüketim eğilimini kısıtlama fonksiyonuna bürünmektedir. Aslında artan vergilere rağmen devletin tütün mamullerinden elde edeceği vergi gelirlerindeki artış, tüketici sayısındaki azalışa karşın ne kadarlık bir toplum kesiminin tüketime devam etme istekleri ile vergi artışlarının kantitatif büyüklüklerine bağlı olarak değişecektir. Tabii ki başkaca nedensel değişkenlerin (milli gelir artışı, sağlık harcaması, kişi başı milli gelir vs.) analize dahil edilmesi mümkündür. Tütün mamulleri üzerindeki dolaylı vergi yüklerinin eskiye nazaran artış oranının, tüketici azalışlarını dengelemesi durumunda aslında vergisel bir kayıp söz konusu olmayacak ve toplum sağlığı adına olumlu bir gelişme olarak nitelendirilebilecektir.
Dolaylı vergi yükü artışının, tüketici azalışlarını dengeleyememesi durumunda, toplum sağlığı adına yine endişelenecek bir durum yoktur ama bu durumun kamu gelirleri açısından oluşturduğu durumu analiz etmekte fayda vardır. 2011 yılında sadece tahmini 4,7 milyar paket sigara tüketiminden 16,5 milyar TL, 2012 yılında ise tahmini 4,8 milyar paket sigara tüketiminden 19,2 milyar TL bir gelir hedeflemesinin olduğu bir durumda, vazgeçilecek kaynak büyüklüğü alternatif kaynak ve vergi gelirleri ile ikame edilmesini de uzun vadede gerektirebilecektir.
Yurt içi kayıtlı tüketim miktarlarının, yurt dışı kaçak mal girişi ile karşılanması ve bunun da dolaylı vergiler ödenmeden gerçekleşmesi ihtimalinin, her hal ve takdirde bir analizinin yapılması ve kayıtdışı tüketim miktarlarının kayıt altına alınarak vergilendirilmesi gerekecektir. Bu anlamda, sorunun çözümü için geliştirilen tütün ürünlerinde kaçakçılığın önlenmesinin etkin takip ve uygulanması, emniyet verilerine göre 2010 yılı için 44 milyon, 2011 yılı için ise 50 milyon paket kaçak sigara miktarının yurt içine girişlerini engelleyebilecektir. Diğer taraftan kaçak sigara girişlerinin resmi kanallardan yapılacak ithalatla kayıtiçine alınması durumunda, özel tüketim vergisi başta olmak üzere diğer vergilerin tahsili sağlanabilecektir.

B- EYLEM STRATEJİSİNDE ÖNGÖRÜLEN BAŞLICA HEDEF VE EYLEMLER
Her düzenlemede olduğu gibi, tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığı ile mücadelede başarı kazanılması, kurumlar arası işbirliğinin yanı sıra başta kamuoyu olmak üzere tüm tarafların desteğinin alınmasını gerektirmektedir. Öncesinde ise kurumlar arası etkin koordinasyon ve işbirliği içinde faaliyetlerin organize edilmesi, yürütülmesi ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması gerekmektedir.
Bu çerçevede, Gelir İdaresi Başkanlığı’nın sorumlu kuruluş olarak belirlendiği Eylem Planı; Adalet Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı (Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı), Maliye Bakanlığı, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Ulaştırma Bakanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu ile koordinasyon içerisinde yürütülecek, gerek duyulan hallerde diğer kurum ve kuruluşlar ile de işbirliği yapılacaktır.
Eylem planı, tütün ve ürünlerinde kaçakçılığı önlemeye yönelik olarak, konuya ilişkin mevzuat ve uygulama sorunları ile çözüm önerilerini de ortaya koymak suretiyle, belirlenmiş hedefler çerçevesinde yürütülecek eylemlerden oluşmaktadır. Belirlenmiş bu hedeflerden bazıları,
? Suçun önlenmesi, vergi kaybının azaltılması ile tütün ve tütün mamulleri piyasasının kontrol altında tutulması amacıyla çalışmalar yapılması, kaçakçılığın boyutlarının belirlenmesi, bu sektördeki yasal ticaretin hacmi ile sınır illeri başta olmak üzere, yüksek riskli bölge ve şehirlerdeki yasa dışı ticaret boyutunun tespiti yani sorunun tespit ve analizinin yapılması,
? Mücadeleci personelin moral ve motivasyonunun artırılması yani en azından idari teşvik mekanizmalarının devreye konulması,
? Tütün ve tütün mamulleri kaçakçılığı suçu ile mücadelede caydırıcılığın ve etkinliğin artırılması amacıyla gerekli mevzuat değişikliklerinin yapılması,  mücadeleci kurum ve kuruluşların fiziksel ve teknik donanım ihtiyaçlarının karşılanması ile personel kapasitelerinin artırılması yani gerekli önlemlerin alınması
şeklinde gruplandırılabilecektir.
Yukarıda belirtilen temel hedefler doğrultusunda sorumlu ve koordinatör kuruluşlarca gerçekleştirilmesi planlanan bazı eylem başlıkları ise şu şekilde sıralanmıştır:
1- Suçun önlenmesi, vergi zıyaının azaltılması, tütün ve tütün mamulleri piyasasının kontrol altında tutulması amacıyla; toplantılar düzenlenerek bu toplantılarda sorunun boyutlarının tespit edilmesi, çözüm stratejileri geliştirilmesi, buna yönelik kararlar alınması, alınan kararlar doğrultusunda çalışmalar yürütülmesi, bu faaliyetlerin izlenerek değerlendirilmesi ve düzeltici tedbirlerin alınması sağlanacaktır.
2- Tütün ve tütün mamulleri sektöründe elektronik fatura ve elektronik defter uygulamasına geçilerek sektörün takibi sağlanacaktır.
3- Kaçak tütün mamullerinin ülkemize giriş güzergâhı ve sınırlarda bulunan il birimleri ile periyodik olarak eğitimler düzenlenecek ve bilgi paylaşımı sağlanacaktır.
4- Tütün ve tütün mamullerine ilişkin tüm ithalat, ihracat, taşımacılık ve transit geçiş bilgilerinin mücadeleci kuruluşların paylaşımına sunulması sağlanacaktır.
5- Yolcu beraberinde eşya muafiyeti kapsamında yurda sokulan tütün ve tütün mamullerine ilişkin muafiyet miktarları kademeli olarak azaltılacaktır.
6- 213 sayılı Vergi Usul Kanunu gözden geçirilecek ve suçla mücadeleye katkı sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.
7- Bandrollü Ürün İzleme Sisteminin varsa aksayan yönleri tespit edilerek suçla mücadelede etkin kullanılması sağlanacaktır.
8- Kaçak tütün ve tütün mamullerinin kullanım eğilimini azaltmak amacıyla kamuoyunu bilinçlendirecek çalışmalar ve tanıtım programları hazırlanarak uygulamaya konulacaktır.
9- Kayıtdışı sarmalık kıyılmış tütün ticaretinin yasal zemine çekilmesine yönelik tedbir ve teşvikleri içeren mevzuat ve uygulamaların hayata geçirilmesine ve mevzuata aykırı şekilde sarmalık kıyılmış tütün ticaretinin önlenmesine yönelik gerekli tedbirler alınacaktır.

III- SONUÇ
Ülkemiz gibi kayıtdışı ekonominin milli gelir içindeki payının oldukça yüksek boyutlarda seyrettiği ekonomilerde, mücadele öncesi yapılması gereken temel nokta, güçlü bir siyasi irade tesisi, kurumsal bir yapı ve devlet politikası ile eylem ve hedeflerin belirlenmesi ilkelerinden geçmektedir.
Maalesef geçici önlem paketleri olarak uygulamaya konulan eylem planlarının, zaman içerisinde etkin bilgilendirme, takip ve koordinasyonu sağlanamadığı durumlarda kurumların normal görev tanımları içine sıkıştıkları ve etkin bir çözüm önerisi getiremedikleri görülebilmektedir.
Bu çerçevede ilk yapılacak olan, büyük resim kayıtdışı ekonomi ile ilgili strateji eylem planının makro bir plan olarak eksikliklerinin tamamlanması ve tütün kaçakçılığı ile koordineli yeniden kamuoyu ile paylaşılması olmalıdır.
Tütün kaçakçılığı gibi ana makro planın alt başlıklarından biri olan bu sorunlu alanda sağlanacak başarı da doğrudan kayıtdışı ekonomi ile mücadelede sağlanacak başarıya bağlı olarak değişecek ve şekillenecektir. Aksi durumda, kayıtlı ekonominin kayıtdışı sektör karşısında erimeye başladığı bir ortam, rekabete ve üretime zarar vererek kaynak verimliliğinde önemli kayıpları da beraberinde getirecektir.

 
(*)  Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı

 

 

 

. İşgücü Temin Hiz. Kamu Kurum. Tevkifat Sorumluluğu ve Taşeron İşgücü...

Kullanıcı Oyu:  / 0

İŞGÜCÜ TEMİN HİZMETLERİNDE KAMU KURUMLARININ TEVKİFAT SORUMLULUĞU VE TAŞERON İŞGÜCÜ UYGULAMASINA BAKIŞ


Yazar: Mustafa ÇOLAK
Yaklaşım Dergisi/Mayıs 2012/Sayı: 233
 
I- GİRİŞ
Vergi sistemimizde gelir ve kurumlar vergisi açısından temel kural, verginin mükellefler tarafından verilecek yıllık beyannamelerde beyan edilecek gelir rakamlarına göre tarh ve tahakkuk ettirilmesidir. Ancak bazı gelir kalemleri açısından yıllık beyanname verilmesi beklenmeksizin istihkak sahiplerinin gelir ve kurumlar vergilerine mahsuben tevkifat yapılması söz konusudur. Amaç, beyan olgusuna duyulan güvensizlik nedeniyle vergi hâsılatının belli rakamların altında yine objektif koşullar çerçevesinde gerçekleşmemesini temin etme gayelidir.
Katma Değer Vergisi (KDV) açısından vergi sorumluluğu ve tevkifatı müessesesi, gelir ve kurumlar vergisi uygulamaları açısından olduğu gibi vergi idaresi tarafından, vergi alacağının güvence altına alınması amacı ile geliştirilmiş bir vergi güvenlik önlemidir.
Bu çerçevede, kamu kurumlarının işgücü temin hizmetlerindeki KDV tevkifat sorumluluğu ile yaygın bir uygulama alanı bulan taşeron işgücü kullanımının tevkifat kapsamındaki durumu analiz edilecektir.

II- KATMA DEĞER VERGİSİNDE SORUMLULUK
KDV’nin otokontrol özelliğinin etkinleştirilmesinde önemli bir katkı sağlayan sorumluluk müessesesi, 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 9. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre,
1- Mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanunî merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde, Maliye Bakanlığı, vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutabilir.
2- Fiilî ya da kaydi envanter sırasında belgesiz mal bulundurulduğu veya belgesiz hizmet satın alındığının tespiti halinde, bu alışlar nedeniyle ziyaa uğratılan katma değer vergisi, belgesiz mal bulunduran veya hizmet satın alan mükelleften aranır.
3- 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu’na göre düzenlenen ürün senetlerinin, senedin temsil ettiği ürünü depodan çekecek olanlara teslimine ait KDV’nin ödenmesinden lisanslı depo işleticileri sorumludur.
Kanun hükümleri doğrultusunda, Maliye Bakanlığı’nca yayımlanmış Genel Tebliğ ve Sirküler düzenlemeleri kapsamında işgücü temin hizmetleri için de KDV sorumluluk uygulaması getirilmiştir.

III- İŞGÜCÜ TEMİN HİZMETLERİNDE TEVKİFAT UYGULAMASI
KDV mükellefi bazı işletmeler mal veya hizmet üretimlerine ilişkin olarak ihtiyaç duydukları işgücünü kendilerine hizmet akdi ile bağlı ücretli statüsünde hizmet erbabı çalıştırarak temin etmek yerine, alt işverenlerden veya bu alanda faaliyette bulunan diğer kurum, kuruluş veya organizasyonlardan satın alma yoluna gidebilmektedir.
KDV Kanunu’nun 9. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, KDV mükelleflerinin alt işverenlerden veya bu konuda faaliyette bulunan diğer işletmelerden temin ettikleri işgücü hizmetine ait KDV’nin % 90’ının tevkifata tabi tutulması ve bunlar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi uygun görülmüştür. Bu uygulama, 97 Seri No.lu KDV Genel Tebliği ile 05.01.2006 tarihinden itibaren KDV mükellefi olmasalar dahi kamu kurum ve kuruluşlarının yine işgücü hizmetlerine ait KDV’yi tevkifata tabi tutmaları şeklinde genişletilmiştir.

A- TEVKİFATLA SORUMLU KAMU KURUM VE KURULUŞLARI
İşgücü hizmeti alımlarında KDV mükellefi olsun olmasın,
- 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar(1), il özel idareleri ve bunların teşkil ettikleri birlikler, belediyelerin teşkil ettikleri birlikler ile köylere hizmet götürme birlikleri,
- Yukarıda sayılanlar dışındaki, kanunla kurulan kamu kurum ve kuruluşları,
- Döner sermayeli kuruluşlar,
- Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları,
- Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği haiz emekli ve yardım sandıkları,
- Bankalar,
- Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri),
- Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar,
- Organize sanayi bölgeleri ile menkul kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar,
- Yarıdan fazla hissesi doğrudan yukarıda sayılan idare, kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte) kurum, kuruluş ve işletmeler,
- Payları İstanbul Menkul Kıymetler Borsasında işlem gören şirketler
KDV tevkifatı yapmak zorundadır.

B- TEVKİFAT UYGULANACAK İŞLEMLER VE KAPSAMI  
İşgücü temin hizmetleri için getirilen tevkifat uygulamasına, eleman temini şeklindeki hizmetler girmektedir. Eleman temin hizmeti dışındaki hizmet ifaları, bu tevkifat uygulaması kapsamında değerlendirilmeyecektir.
Bu çerçevede; işgücü temin hizmetinden bahsedilebilmesi için temin edilen elemanların, hizmeti alan işletmeye ücretli statüsünde hizmet akdiyle bağlı olmaması ve hizmeti alanın sevk ve idaresi altında çalıştırılabilmesi yeterlidir. Öte yandan, temin edilen elemanların işletmenin mal veya hizmet üretimi safhalarından herhangi birinde çalıştırılması halinde, sevk ve idarenin hizmeti alan işletmede olduğu kabul edilecektir.
İşgücü temin hizmeti veren mükellefin, söz konusu hizmeti bir başka mükelleften temin ettiği elemanları kullanarak sunması halinde sadece kendisine verilen işgücü temin hizmetinde tevkifat uygulanacaktır.
Bu hususların varlığı, taraflar arasında bir sözleşme yapılmışsa bu sözleşmedeki hükümler veya sözleşmeye bağlı teknik şartnamedeki açıklamalar da dikkate alınarak tespit edilecektir.
Hizmetin niteliğinin tespit edilmesinde, temin edilen elemanların sosyal güvenlik primlerinin, tedavi giderlerinin, işyerinde yeme içme ve barınma gibi ihtiyaçlarının hizmeti satın alan işletme tarafından karşılanıp karşılanmadığı vb. hususlarda yapılmış belirlemeler de dikkate alınacaktır.
Konu ile ilgili izleyen örnekler, tevkifat uygulamasının daha net olarak ortaya konulmasına yardımcı olabilecektir.
Örnek-1: (Y) Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi, faaliyetleri kapsamındaki veri girişi, hasta karşılama ve yönlendirme, tıbbi sekreterlik ve benzeri hizmetleri, yaptırmak yerine bu konuda faaliyet gösteren (A) firmasından hizmet almayı tercih etmiş ve anlaşmaya varılmıştır.
Örnek olayda, hastane, yaptırdığı hizmetler için kullandığı elemanları kendi sevk ve idaresi altında çalıştırdığından, dolayısı ile hizmet doğrudan eleman teminine yönelik olduğundan fatura edilecek söz konusu işlere ait KDV, % 90 oranında tevkifata tabi tutulacaktır.
Örnek-2:  Sağlık Bakanlığı’na bağlı (X) kamu hastane birliği,  laboratuar hizmetlerini (M) laboratuar firmasından temin etmektedir. (M) laboratuar firmasının elemanları, hastane birliğine ait laboratuarda, istenilen tahliller için kan, idrar tahlil ve analizleri, hastaneye ait ekipmanları kullanarak yapmaktadır.
Bu işlemde de, söz konusu hizmet, hastane birlik yönetiminin sevk, idare ve kontrolü altında verilebileceğinden “işgücü temin hizmeti” kapsamında değerlendirilerek hizmet bedeli üzerinden hesaplanan KDV, (X) kamu hastane birliği tarafından  % 90 oranında tevkifata tabi tutulacaktır.
Ancak, bu hizmetlerin firmaya ait ekipmanlar kullanılarak, hastane içerisinde veya dışında tahsis edilen bölümlerde gerçekleştirilmesi durumunda, elemanların doğrudan hastane birliğinin emir ve talimatları doğrultusunda çalıştırılması değerlendirilmesi yapılamayacaktır. Dolayısı ile işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV tevkifata tabi tutulmayacaktır.
Örnek-3: Orman Genel Müdürlüğü (A) Bölge Müdürlüğü’nce, idare binasının temizliği, yemek servisi yapılması ve odacılık hizmetleri için (C) firması ile anlaşarak 15 elemanın bölge müdürlüğünde çalıştırılması için sözleşme akdedilmiştir.
Bu olayda, bölge müdürlüğünce anılan hizmetler için görevlendirilen elemanlar kurumun sevk ve idaresi altında gerçekleştirileceğinden hizmetin “işgücü temin hizmeti” olarak değerlendirilmesi ve işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV’nin % 90 oranında tevkifata tabi tutulması sağlanacaktır.
Örnek-4: Özelleştirme kapsamındaki (M) elektrik üretim ve dağıtım şirketi, elektrik sayaçlarındaki endekslerin okunması, tahakkuklarının yapılması ve tüketim ihbarnamelerinin abonelere dağıtılması işini (Ç) firmasına ihale etmiştir. (Ç) firmasının elemanları belirli dönemlerde su sayaçlarını okumakta ve tahakkukları yaparak ihbarnameleri abonelere dağıtmaktadır.
Bu işlemde hizmet, elektrik işletmesinin sevk, idare ve kontrolü altında yürütülebileceğinden “işgücü temin hizmeti” kapsamında değerlendirilecek ve hizmet bedelleri üzerinden hesaplanan KDV, % 90 oranında tevkifata tabi tutularak elektrik işletmesi tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilecektir.

IV- TAŞERON İŞGÜCÜ UYGULAMASI
Kamu kurum ve kuruluşlarında hizmet alımı suretiyle taşeron firmalar eliyle yürütülen özellikle büro hizmetleri, temizlik, güvenlik gibi görev ve hizmetlerde özel hukuk hükümlerine tabi olarak hizmet akdi ile çalıştırılanlar kamu personeli statüsünde bulunmamaktadır. Bunlar, hizmet alım şartname ve sözleşmelerinde, alt işverenin emir ve talimatları doğrultusunda belirlenen görev ve hizmetleri yerine getirmekle yükümlüdürler. Dolayısı ile asıl işverenin emir ve talimatları doğrultusunda istihdam edilmeyen taşeron firma elemanları adına yapılan ödemelerden de tevkifat yapılması söz konusu olmayacaktır.
Diğer taraftan, hizmet alımına dayanak teşkil eden sözleşme ve şartnamelerde işe alınacak kişilerin belirlenmesi ve işten çıkarma yetkisinin idarenin onayına bağlı olduğu, işçilerin çalıştıkları birimlerdeki sevk ve idaresinin, idarenin yetkilileri tarafından yapıldığı,  emir ve talimatların birim sorumluları tarafından verildiği kısaca idarenin sevk ve idaresi altında çalıştırılacaklarının açıkça zikredildiği durumlarda, ihalenin hizmet temin ihalesinden çok eleman temin ihalesi olarak addedilip işgücü temin hizmetine ait KDV’nin % 90 oranında tevkifata tabi tutulması sorumluluğu ile karşı karşıya kalınabilecektir.
Kaldı ki son olarak yayımlanan 117 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği(2) ile 1 Mayıs 2012 tarihinden geçerli olmak üzere, güvenlik hizmetlerinde taşeron işgücü uygulamasında tevkifat yapılması gerektiği açıkça ifade edilmiştir.
Buna göre, yalnızca özel güvenlik sistemlerinin kurulması hariç olmak üzere güvenlik hizmetleri sektöründe faaliyet gösteren işletmeler tarafından verilen;
- Sabotaj, yangın, hırsızlık, soygun, yağma, yıkma tehditlerine karşı caydırıcı ön tedbirleri alma,
- Tesis, alan, alış-veriş merkezi, bina, nakil vasıtaları, konut, işyeri, etkinlik, gösteri, toplantı, kutlama, tören, müsabaka, organizasyon ve benzerlerinin güvenliğini sağlama,
- Arama ve kurtarma, özel eğitimli şoför,
- Güvenlik sistemi oluşturma ve izleme, giriş çıkış kontrolü, güvenlik etütleri hazırlama, personel güvenlik tahkikatları yapma, araştırma, koruma,
- Güvenlik ve korumaya yönelik eğitim ve danışmanlık,
- Değerli evrak, nakit, koleksiyon, maden ve eşya gibi kıymetlerin bir yerden başka bir yere transferi,
- İkaz-ihbar, alarm izleme ve benzeri tüm hizmetler işgücü temin hizmeti kapsamında tevkifata tabi olacaktır.
Dolayısı ile diğer taşeron işgücü uygulamalarının yoğun olarak yaşandığı temizlik, büro hizmetleri, hasta bakım ve yardımcı sağlık hizmetleri gibi görev ve hizmet alanlarında da gelir idaresince, kamu kurumları ile koordinasyon dâhilinde tevkifat koşullarının düzenlenmesine ihtiyaç duyulabilecektir.

V- SONUÇ
Kamu kurumlarının gün geçtikçe piyasada önemli birer tüketici konumuna geldikleri ve piyasa hacmini ve derinliğini doğrudan etkiledikleri bir gerçektir.
Gerek eleman temininde karşılaşılan zorluklar ve gerekse dışarıdan eleman teminin sunduğu cazip koşullar, çoğu kez kamu kurumlarının bu yola başvurmaları için gerekli teşvik unsurlarını sunabilmektedir.
Bu kapsamda, vergi ayağında böylesine hızla büyüyen bir piyasa içerisinde KDV alacağının güvence altına alınmasını temin etmek maksadıyla, kamu kurumları da sorumluluk uygulaması kapsamına dâhil edilerek tevkifat yapmakla mükellef hale getirilmiştir.
Vergi alacağının, kamu kurumları eliyle güvenceye alınması uygulamasını vergilemede genel stopaj uygulamalarının bir uzantısı olarak değerlendirmek yerinde olacaktır. Zira mükelleflerin mükelleflerce kontrolü ve denetiminin, hâlihazır yaşanmakta olan tüm mükellefleri denetleme, kontrol ve inceleme olanaklarının de facto yetersizliği karşısında ciddi birer alternatif olarak durmaya devam edeceği aşikârdır.
 
(*)  Dr., Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)  5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na göre genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri (ki bunlar Kanu’na ekli I, II ve III sayılı cetvelde yer verilmiş olan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, özel bütçeli idareler ve düzenleyici ve denetleyici kurumlardan oluşmaktadır), sosyal güvenlik kurumları ile mahalli idarelerden teşekkül etmektedir. Vergi uygulamalarında sıklıkla kullanılan genel bütçeli idareler ibaresinin aslında 5018 de bir karşılığı yoktur, tam anlamı ile ibarenin kastedilen şeyin niteliğine göre 5018 sayılı Kanun’a atıfla genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri veya genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri olarak yeniden yazımı gerekir. Aksi halde münhasıran 5018 sistematiğinde kullanılan bu tanımlamaların, doğrudan vergi mevzuatında uygulanması yanlış anlaşılmalara neden olabilecektir. Bu olmaz ise yapılabilecek en iyi ikinci öneri, 5018 sayılı Kanun’da yer alan bütçe tanımlarından yola çıkarak, vergi kanunlarında ifade edilen idare tanımını her bir durum için analiz etmek gerekecektir.
(2) 14.04.2012 tarih ve 28264 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
 


 

 

 

 

   

   
© H.Bayram ÇOLAK