Doç. Dr. Mustafa ÇOLAK

Mustafa ÇOLAK

 

.

. Kayıtdışı Ekonomi İle Mücadeleye Yön. Yapısal Bir Öneri: Düz.Etki Analizi

Kullanıcı Oyu:  / 0

KAYITDIŞI EKONOMİ İLE MÜCADELEYE YÖNELİK YAPISAL BİR ÖNERİ: DÜZENLEYİCİ ETKİ ANALİZİ



Yazar:Mustafa ÇOLAK*
Yaklaşım / Şubat 2012 / Sayı: 230
 
I- GİRİŞ
Vergi gelirleri başta olmak üzere sosyal güvenlik primleri azalışlarına bağlı bütçe dengelerini altüst eden, kaliteli kamu hizmeti sunumunu etkileyen, ekonomik göstergeleri çarpıtan, politika etkinliğini azaltan ve en önemlisi de toplumsal çürümeye zemin hazırlayan kayıtdışı ekonomi ile mücadele ve bu kapsamında alınacak tedbirler, önemli gündem maddelerinden birini oluşturmaktadır.
Ekonominin rekabet gücünün artırılması ve kamu finansmanının sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasına katkıda bulunulması hedefi doğrultusunda kayıtlı ekonomiye geçiş sürecinin hızlandırılmasına yönelik olarak, 2008 yılı kayıtdışılıkla mücadele yılı olarak ilan edilmiştir. Bakanlar Kurulu’nun çıkardığı 2008 programı uyarınca “Ekonomide Kayıtdışılığın Azaltılması” tedbiri hayata geçirilmiştir. Söz konusu tedbir kapsamında,  “Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı (2008–2010)”,  2009/3 sayılı Başbakanlık Genelgesi(1) olarak yayımlanmış ve Eylem Planında yer alan eylemlere ilişkin gerçekleşmeler Gelir İdaresi Başkanlığı koordinatörlüğünde takip edilmiştir.
Son olarak, (2011-2013) dönemini kapsayan “Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı”, bir önceki planın eksiklikleri de gözden geçirilerek yeniden dizayn edilmiş ve Başbakanlığın 2011/21 sayılı Genelgesi olarak yayımlanmıştır(2).
İşbu yazımızda 2011-2013 dönemi kayıtdışılıkla mücadele eylem planının temel dinamikleri ile kayıtdışılıkla mücadeleye yönelik yapısal çözüm önerilerinden düzenleyici etki analizi modeli üzerinde açıklamalarda bulunulacaktır.

II- 2011-2013 DÖNEMİ KAYITDIŞILIKLA MÜCADELE
2011 Yılı Programının 31 No.lu Tedbirinde, 2010-2012 dönemi Eylem Plânının 2011-2013 yıllarını kapsayacak şekilde güncelleneceği hususuna yer verilmiş ve bu çerçevede; mükelleflerin gönüllü uyumunun artırılması, denetim kapasitesinin güçlendirilmesi, yaptırımların caydırıcılığının artırılması, veri tabanı paylaşımı ve toplumsal farkındalığın artırılması amacıyla “Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Plânı (2011-2013)” hazırlanmıştır.
Eylem Planı, 2008-2010 dönemi Eylem Planında yer alan eylemlere ilişkin gerçekleşme sonuçları, kurumlardan gelen eylem önerilerinin değerlendirilmesi ve Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nun önerileri çerçevesinde hazırlanmıştır.
2008-2010 dönemi “Kayıtdışı Ekono-miyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı”nda, suç ekonomisi/kara para ile mücadele kapsamında değerlendirilecek eylemler yer almamış, aşağıda sıralanan 5 amaç çerçevesinde 47 eylem başlığı belirlenmiştir.
? Gönüllü Uyumun Artırılması,
? Denetim Kapasitesinin Güçlendiril-mesi,
? Yaptırımların Caydırıcılığının Artı-rılması,
? Veri Tabanı Paylaşımı,
? Toplumsal Farkındalığın Artırılması.
Diğer taraftan kayıtdışı ekonomiyle mücadelede başarı kazanılması, şüphesiz etkin bir izleme ve değerlendirmeyi gerektirdiğinden bu kapsamda Kayıtdışı Ekonomiyle Mücadele Yüksek Kurulu, İzleme ve Yönlendirme Kurulu ile Yürütme Kurulu oluşturulmuştur.
Bu kurullardan en önemlisi, eylem Plânı gerçekleşmelerini; yılda en az bir defa değerlendirmek, gerektiğinde Plânda değişiklik yapmak ve bu konuda üst düzey kararlar almak üzere; Başbakanın başkanlığında Eylem Plânında bakanlığına görev verilen bakanlardan oluşan “Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Yüksek Kurulu”dur. Kurulun sekretarya hizmetleri Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülecektir. Kurul toplantılarına, gerekli görüldüğünde, diğer bakanlık, kamu kurum ve kuruluşları ile üniversiteler, sivil toplum kuruluşları, meslek birlikleri ve özel sektör temsilcileri de davet edilebilecektir.
Kayıtdışı ekonomiyle mücadele aynı zamanda kayıtdışı istihdamla mücadeleyi de kapsamaktadır. Bununla birlikte, ayrı bir belge olarak hazırlanacak Ulusal İstihdam Strateji Belgesinde kayıtdışı istihdamla mücadele konusunda kapsayıcı hedefler yer aldığından, Eylem Planında bu türden eylemler tekrar edilmemiş, ancak, gelir-istihdam boyutunda kurumlar arası işbirliği gerektiren eylemlere yer verilmiştir.

III- KAYITDIŞILIKLA MÜCADELEYE YÖNELİK YAPISAL BİR ÖNERİ: DÜZENLEYİCİ ETKİ ANALİZİ
Kayıtdışı ekonomi ile mücadele temel olarak yasal ekonomik faaliyetlerin teşviği, kayıtdışı faaliyetlere karşı alınacak tedbirler ile bu sürecin sürdürülebilirliği üzerine kurulmalıdır. Tedbir paketinin en önemli ayaklarından biri de alınacak yapısal önlemlerden geçmektedir. Bu anlamda, kayıtdışı ekonomi ile mücadeleye yönelik alınabilecek yapısal tedbir önerilerinden biri, mevzuat karmaşasını ve bürokratik yükleri de aşağı çekecek şekilde her türlü düzenleme öncesi düzenleyici etki analizinin ciddiyetle yapılmasıdır.
Bu anlamda düzenleyici etki analizi; önerilen düzenleyici politikaların veya yasal düzenlemelerin olumlu ve olumsuz etkilerinin sistematik olarak düşünülmesini temin etmeyi sağlayan, sorunun olası çözümleri arasında dengeli, ekonomik sonuçlarını dikkate alan ve hesap sorumluluğunu belirleyen çalışmaların bütünü olarak nitelendirilebilir. Amaç, düzenlemelerin artı ve eksileri ile ele alınarak gerçekçi çözüm metotlarının ortaya konulması noktasında karar alıcılara gerekli desteği sağlamaktır.
Düzenleyici etki analizi ile ilgili yasal zorunluluk altyapısı, Mevzuat Hazırlama Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik ile getirilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 24. maddesinde, yürürlüğe konulması hâlinde etkisinin 10 milyon TL’yi geçeceği tahmin edilen kanun ve kanun hükmünde kararname taslakları için ilgili kurum veya bakanlıkça düzenleyici etki analizi yapılmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.
Etki analiz raporunun içeriği incelendiğinde, fayda ve maliyetlerin çıkarılması, bütçesel yükünün hesaplanması, sosyal, ekonomik ve ticarî hayata, çevreye ve ilgili kesimlere etkilerin belirlenmesi, formaliteleri artırma kapasitesi, uygulanabilirlik derecesi gibi temel noktaların yer alması gerektiği ifade edilmektedir.
Görüleceği üzere uygulanan etki analizi sistemi, içerik olarak daha ziyade belli parasal büyüklükte etkileri olacak veya net olacak ölçülebilecek düzenlemeler için getirilmiş, parasal olarak ölçülemeyen düzenlemeler ise etki analizi dışında tutulmuştur. Başbakanlıkça bu kuralın istisnai durumlarda değiştirilebilmesi dahi, etki analizine bakış açısının parasal ölçütlerle kısıtlanması, sistemi baştan etkinsizleştirmekte ve uygulayıcı birimlere sadece bütçe etkileri olacak işlemler için zorunluluk yüklemektedir.
Yukarıda belirtilen düzenlemelere karşın, başta vergi düzenlemeleri olmak üzere mali yükümlülük getiren her türlü düzenlemenin bir mali etkisi yanında görünmeyen ekonomik, mali ve sosyal etkileri vardır. Bu süreci, her kademedeki düzenlemelerde görmek mümkündür.
Maliye Bakanlığı’nın yasal düzenleme ile fatura düzenleme veya defter tutma hadlerini aşağı çekmesinin veya Gelir İdaresi Başkanlığı’nın düzenleyici tebliği ile mükelleflere getirdiği ilave bürokratik yüklerin ne kadar mükellefi bu formaliteler nedeniyle sistem dışında iteceği ve dolayısı ile kayıtdışı ekonomi büyüklüklerini ve vergi gelirlerini ne kadar etkileyeceği tahmin edilemez. Dolayısı ile doğrudan vergi artışı veya azalışı getirmemekle beraber vergi ödevinin yerine getirilmesini etkileyen işlemlerin, analizi bir o kadar zor, ancak önemli hale gelmektedir.
Bu durumda, ekonomik birimlerin her türlü düzenleyici veya yasal tasarruflarının yeterince irdelenip analiz edilmesi, bu süreçte kayıtdışı ekonomi ile mücadeleye olumsuz etkileri bulunanların ayıklanması, fayda-maliyet analizlerinin sosyo-ekonomik etkileri ile değerlendirilip süzgeçten geçirilmesi gerekmektedir. Analiz süreci ne kadar doğru ve verimli sonuçlandırılabilirse, o kadar bürokratik formaliteden arındırılmış, basit ve kayıtdışı ekonomi mücadele stratejisi ile uyumlu düzenlemelerin hayata geçirilmesi mümkün olacaktır. Bu anlamda, etki analizine imkan veren söz konusu yönetmelik, mali yükümlülük getiren veya bağlantılı bürokratik formaliteleri artıran her türlü düzenleme için etki analizi yapılmasını şart koşmalı ve ekonomi birimlerinde özel etki analiz ofisleri oluşturulmalıdır.

IV- SONUÇ
Kayıtdışı ekonomi ile mücadelede temel nokta, siyasi irade tarafından desteklenen ve kurumsal bir örgütlenme altında devlet politikasının izlenmesi ve sürdürülebilirliğinin sağlanmasıdır. Bu süreçte yayımlanan gerek 2010-2012 ve gerekse 2011-2013 dönemlerini kapsayan kayıtdışı ekonomi ile mücadele eylem planları, önemli birer siyasi iradenin varlığına işaret eden politika belgeleri olarak görülebilecektir.
Bununla beraber, etkin sonuçlar alınabilmesini teminen bazı yapısal adımların da zaman geçirilmeden atılması zorunludur. Bu çerçevede, her türlü kamusal düzenlemede kayıtdışı ekonomi için düzenleyici etki analizi yapılmalıdır. Yapılacak etki analizi ile en azından kurumsal mevzuat yoğunluklarının neden olduğu kayıtdışılıkla mücadele noktasında devletin kendisinden kaynaklanan yanlış ve hatalı uygulamaları uygulama öncesinde hazırlayacağı değişik simülasyon ve tahminlerle engelleme sansı yakalanabilecektir.

(*)  Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)  05.02.2009 tarih ve 27132 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(2)  21.12.2011 tarih ve 28149 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
 

 

 

 

. Otomatik Beyanname Sisteminin Genişletilmesi ve Zayıf Noktaları

Kullanıcı Oyu:  / 1

OTOMATİK BEYANNAME SİSTEMİNİN GENİŞLETİLMESİ VE ZAYIF NOKTALARI

 
 
Yazar:Mustafa ÇOLAK*
Yaklaşım / Nisan 2012 / Sayı: 232
 
I- GİRİŞ
Son dönemlerin en popüler kavramlarından biri haline gelen kayıtdışı ekonomi ve bununla mücadele konusunda her geçen zaman gelir idaresince yeni önlemlerin devreye konulduğu görülmektedir.
Alınan tedbirlerin ne kadarlık bir kısmının kayıtdışı ekonomi veya ne kadarlık bir kısmının “kümesteki kazlar”, kayıtlı mükellefler açısından uyum maliyetlerini aşağı çeken düzenlemeler olduğu noktası çok net değildir. Ancak söylenebilecek olan amacı ne olursa olsun bu tür kolaylaştırıcı eylemlerin muhakkak mükelleflerin daha rahat, daha az maliyetli ve daha fazla vergi idaresinin kontrol ve gözetiminde mükellefiyetlerini yerine getirdiklerine şüphe yoktur. En azından vergi idaresi kontrolünde gerçekleştirilen vergi mükellefiyetinin, ilerleyen dönemlerde mükellefe daha ağır maliyetli bir mükellefiyet dönüşüne yol açmayacağını kabul etmek gerekir.
Bu tür gönüllü uyuma yardım eden düzenleme ve uygulamaların en güncel örneğini önceden hazırlanmış kira beyannameleri(1) oluşturmaktadır. Otomatik beyanname uygulamaların yapılabileceği başkaca vergilendirme alanları bulunmakla beraber kapsam genişlemesinin ilerleyen dönemlerde bazı aksaklıklara meydan verebileceği gözden uzak tutulmamalıdır. 

II- OTOMATİK BEYANNAME UYGULAMASI VE YENİ ALANLAR

A- ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞ KİRA BEYANNAMESİ
İlk olarak Ankara’da pilot uygulama olarak kiracı nezdinde kira gelirlerinin tespiti ve daha sonrasında kiralayan ile yapılan görüşmeler sonucunda beyannamelerin alınması sürecinden banka kanalı ile ödemelerin yapılması ve nihayetinde veri ambarındaki elektronik bilgi kaynaklarının harmanlanarak mükellef adına vergi idaresince otomatik beyannamelerin alınması aşamasına kadar geçen oldukça büyük bir gelişim gözler önüne serilmektedir.Adına otomatik beyanname düzenlenenlerin, banka hesaplarına aktarılan paranın yanlışlıkla kira ödemesi olarak işlenmesi, banka tarafından yapılan hatalar sonucunda kira ödemesi olarak hesaplara aktarılması, kira ödemesinin bankadan yapılacak sınırın altında kalmasına rağmen birkaç dönem ödemesinin tek bir seferde kira ödemesi olarak yapılması gibi değişik hatalı uygulamalar ortaya çıkabilmektedir.
Aylık tutarı 500 TL’nin altındaki konut kira geliri ile mahkeme ve icra yoluyla yapılan tahsilâtların banka veya posta teşkilatı tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu olmamasına rağmen nakit kira ödemesi yapılan kişiler adına otomatik beyanname uygulamasının yapılıp yapılamayacağı, irdelenmesi gereken konular arasında yer almaktadır.
Otomatik düzenlenmiş beyannamelere göre ortaya çıkan matrah bilgilerinin düzeltilerek veya doğrudan mükellefçe kabulü halinde bu beyannameye yansımamış ve beyan dışı bırakılmış gelir kalemlerinin tespiti durumunda ise, gerekli ikmal tarhiyatın cezalı olarak yapılması gerektiği, izahtan varestedir.

B- ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞ MENKUL SERMAYE İRADI BEYANNAMESİ
Önceden hazırlanmış kira beyannamelerinde olduğu gibi menkul sermaye iratlarında da bu uygulamanın devam ettirilmesi mümkündür. Şöyle ki, yıllar itibari ile beyan edilecek veya edilmeyecek menkul sermaye iradı kalemleri bellidir. Bu ödemelerin büyük bir kısmı finans kurumları ve şirket kayıtları ile tevsik edilebilmektedir.
Yapılacak olan sürekli bilgi verme kapsamında şirketleri de içine alacak şekilde mevduat faizi, kâr payı, menkul kıymet satış geliri, iskonto bedelleri, kıyı bankacılığından (off-shore bankacılık) elde edilen faiz gelirlerinin düzenli takibi ile mükellefler adına otomatik beyannamelerin hazırlanması ve uygulanması daha etkin gerçekleşebilecektir.
Bu sistemde veri ambarında ne kadar çok kurum bilgisi elde edilip işlenebilirse bir o kadar çapraz kontrol ve denetimlerle menkul sermaye gelirlerinde sağlıklı beyannamelerin hazırlanması mümkün olabilecektir.

C- ÖNCEDEN HAZIRLANMIŞ ÜCRET GELİRİ BEYANNAMESİ
Gelinen aşamada sadece tek bir gelir grubunda uygulanması mantıklı görünen otomatik beyanname uygulamasının üçüncü tip şeklini, ücretlerde otomatik beyanname sistemi oluşturmaktadır.
Ücretlerin kamu kesimi dışında da banka kanalı ile ödenmesi uygulamasının sağlıklı bir şekilde takip ve kontrolünün yerleşmesi ile birlikte, özellikle yurtiçinde birden fazla işverenden ücret alan ve birden sonraki işverenden aldıkları ücretlerin toplamı Gelir Vergisi Kanunu’nda yazılı tutarı aşması halinde gelir tutarının saptanmasında ve vergilemesinde önemli bir aşama kaydedilecektir.
Ücretlerden indirilecek gider kalemlerin tespitinde ise mükellefin bizatihi sisteme elektronik olarak girip müdahale etme şansının bulunması da karşılıklı sistemin işlerliğine önemli katkılar sunabilecektir.

III- DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
Önceden hazırlanmış beyanname verme sistemlerinin mükellefiyete ilişkin gönüllü uyum maliyetlerini düşürerek dolaylı olarak kayıtdışıkla mücadeleye yardımcı oldukları düşünülebilir.
Bununla beraber mükellefin mükellef olmaktan kaynaklanan bizatihi kendisi tarafından yerine getirilmesi gereken birtakım işlemler olması kaçınılmazdır. Bu işlemler, işyeri ve faaliyetini bildirme, geliri beyan etme, mükellefiyeti etkileyecek her türlü unsuru vergi idaresi ile paylaşma gibi değişik alanlarda kendini göstermektedir.
Aslında bir bakıma mükellef-vergi idaresi arasındaki bu interaktif süreç, vergi olgusuna karşı toplumsal bilincin yerleşmesini hızlandırmakta ve vergi ödevinin mükellefe yönelik tarafını oldukça güçlü ve aktif bir şekilde yansıtmaktadır.
Modern vergileme anlayışında beyan esasına dayalı bir vergilendirme felsefesinin güçlü olarak ortaya konulması ve idarenin de bu iradenin fesada uğramasını engelleyecek her türlü fonksiyonu yerine getirmesi gerekmektedir. Kısaca mükellef beyan esasında gerçek gelirini bildirecek, bu beyanın sağlıklı oluşumunda ise idare beyan öncesinde gerekli koşulları oluşturacaktır. Bu uygulamanın aksine sistemi yeterli güvenlik sistemleri ile donatmadan mükellefe ne bildirirsen bildir denilip sonrasında bir zamanda oldukça ağır mali yükler getiren denetim sistemlerini devreye sokmak, çok adilane olmayacaktır. 
Diğer taraftan önceden hazırlanmış beyannamelerdeki risk ise şudur. Mükellefi mükellef olma sürecinden koparacak, bilinçli olarak aktif hareketini kısıtlayacak bir yönde sistemin dizayn edilmesi, vatandaş olmanın gereklerinden vergi ödevinin de pasifleşmesine ve vergi olgusunun “vergi” olmaktan çıkıp vatandaştan alınan zorunlu tasarrufa dönme tehlikesi yaşanabilecektir.
Vergiye karşı yabancılaşan bir toplumun, toplanan vergilerle yapılan kamu harcamaları arasında yerindelik, etkinlik ve şeffaf yönetim ilkelerinin sorgulanmasını da askıya alabileceği ve toplumsal demokratik dönüşümün önünde bir engel oluşturabileceği unutulmamalıdır.
 
(*)   Dr., Maliye Bakanlığı Daire Başkanı
(1)  Ayrıntılı analiz için Bkz. Mustafa ÇOLAK, “Gayrimenkul Kira Gelirlerine Otomatik Vergileme ve Alternatif Öneriler”, Yaklaşım, Mart 2012, Sayı: 231, s. 25-28

 

 

 

. Sözleşmeli Çalışanların Damga Vergisi Mükellefiyetinde Son Durum

Kullanıcı Oyu:  / 0

SÖZLEŞMELİ ÇALIŞANLARIN DAMGA VERGİSİ MÜKELLEFİYETİNDE SON DURUM


 
Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Nisan 2011 / Sayı: 220
 
I- GİRİŞ
Kamuda memur tanımlaması dışında, sözleşmeli personel, geçici işçi, işçi, geçici personel ve birtakım değişik adlar altında istihdam türlerinin mevcut olduğu, bu istihdam türlerinin de kendi içlerinde farklı mevzuat düzenlemelerine tabi oldukları görülmektedir.
Değişik istihdam türleri, bunlara uygulanacak mevzuat, mali hükümleri, vergilendirilmeleri ve hak ve yükümlülüklerinde de farklı uygulamaları da doğal olarak beraberinde getirmektedir. Bu farklılıklardan biri de, kamu hizmetlerini yerine getiren kanunlarla ihdas edilmiş kadrolara atanmakla istihdam edilen devlet memurlarının aksine sözleşmeli personelin bu statülerinden dolayı imza ettikleri hizmet sözleşmelerinden ayrıca damga vergisi aranılmasıdır.
Bu anlamda, kamuda görev yapan sözleşmeli personelin hizmet sözleşmelerinden damga vergisi aranılmamasını öngören yeni düzenlemenin uygulama ilkeleri ve istisnalarına yazımızda yer verilecektir.
 
II- MEVZUAT HÜKÜMLERİ
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’a ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtların damga vergisine tabi olacağı, 3. maddesinde, damga vergisinin mükellefinin kağıtları imza edenler olduğu, resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait kağıtların damga vergisini kişilerin ödeyeceği, 8. maddesinde, bu Kanun’da yazılı resmi daireden maksadın genel ve katma bütçeli daire ve idarelerle, il özel idareleri, belediyeler ve köyler olduğu açıklanmış, 24. maddesinin ikinci fıkrasında da, birden fazla kişi tarafından imza edilen kağıtlara ait vergi ve cezanın tamamından imza edenlerin müteselsilen sorumlu olacakları, bunlar arasında vergiden müstesna olanların bulunmasının damga vergisinin noksan ödenmesini gerektirmeyeceği, damga vergisinden muaf kuruluşlarla kişilerin (1) sayılı tabloda yer alan işlemleriyle ilgili olarak düzenlenen ve sadece bu kurumların imzasını taşıyan kağıtlara ait verginin tamamının kişiler tarafından ödeneceği, ancak bu kağıtlara ait verginin hiç ödenmemesi veya noksan ödenmesi halinde vergi ve cezanın tamamından kişilerle birlikte kurumların müteselsilen sorumlu olacakları hükme bağlanmıştır.
488 sayılı Kanun’a ekli (l) sayılı Tablonun,
“1- I. Akitlerle ilgili kâğıtlar bölümünün A. Belli parayı ihtiva eden kâğıtlar alt bölümünde mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknamelerin (Binde 8,25) oranında,
2- IV. Makbuzlar ve diğer kâğıtlar bölümünün, 1. Makbuzlar, (b) alt bendinde,  maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar (5766 sayılı Kanun’un 10/ç maddesiyle eklenen ve 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe giren ibare) “(avans olarak ödenenler dahil)” için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak carî hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kâğıtların ise  (Binde 6,6) oranında”
damga vergisine tabi olduğu belirtilmiştir.
 
III- GETİRİLEN YENİ KANUNİ DÜZENLEME
Kamu görevlilerinin 2011 yılında uygulanacak mali ve sosyal hakları belirlemek üzere gerçekleştirilen  2010 yılı toplu görüşmeleri sonucunda, sözleşmeli personelin sözleşmelerinden alınan damga vergisinin kaldırılması ya da kurum tarafından karşılanması hususu, “Gerekli Düzenleme ve Uygulamaların Yapılması veya Talebin Niteliğine Göre İlgili Kurumlara İntikal Ettirilerek Gerekli Değerlendirme ve Çalışmaların Yapılması Öngörülen Hususlar” kısmında mutabakat metnine eklenmiştir.
488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na göre, sözleşmeli personel ücretlerinden (geçici personel dahil) yıllık sözleşme bedelleri üzerinden sözleşme bedeli ile aylık kendilerine yapılan ödemelerden kesine damga vergisi şeklinde iki farklı vergileme yapılmaktadır. Mutad uygulamada, damga vergisi uygulaması tutarı daha düşük ve sadece aylık ödemeler veya istihkak tutarları üzerinden kesilme suretiyle yapılmaktadır. Sözleşme ile çalışan personelin ilave olarak üstlendikleri, sözleşme bedeli olarak geçen damga vergisi uygulamasının, kaldırılması veya yeniden ele alınarak kamu görevlileri arasındaki farklı uygulamalarının tektipleştirilmesi gerekmektedir.
Bu amaca yönelik olarak, 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun(1)’un 83. maddesiyle, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (2) sayılı tablonun; “V- Kurumlarla İlgili Kâğıtlar” başlıklı kısmının sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
“25. Kamu kurum ve kuruluşlarının merkez ve taşra teşkilatı ile döner sermaye işletmelerinin kadrolarında ve sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilen sözleşmeli personel ile yapılan hizmet sözleşmeleri.”
Madde ile gerekçesinde de ifade edildiği üzere, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (2) sayılı tabloya eklenen (25) numaralı bent ile sözleşmeli personel (kadro karşılığı personel dahil) ile kurumları tarafından imzalanan hizmet sözleşmeleri damga vergisinden istisna tutulmaktadır. Söz konusu sözleşmelere ilişkin olarak süre uzatımı, yenileme, tadil, fesih, taahhüt gibi amaçlarla düzenlenen diğer her türlü kâğıtlar da anılan istisna kapsamında değerlendirilecektir.
 
IV- DAMGA VERGİSİNDEN İSTİSNA TUTULACAK SÖZLEŞMELER
6111 sayılı Kanunla, 488 sayılı Kanun’a eklenen istisna maddesi ile sözleşmeli personel pozisyonlarında sözleşmeli olarak istihdam edilen personelle idareler arasında sözleşme dönemi başında imza edilen mukavelenamelerden damga vergisi aranılmayacaktır.
Bu kapsamda damga vergisi aranılmayacak haller aşağıda maddeler halinde gruplandırılmıştır:
1- 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 2. maddesinde belirtilen kamu idare, kurum ve kuruluşlarında, 657 sayılı Kanun’un 4. maddesinin (B) fıkrası uyarınca sözleşmeli olarak çalışan personele ait hizmet sözleşmeleri,
2- 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49. maddesinin üçüncü fıkrası ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 36. maddesi üçüncü fıkrası gereğince çalıştırılacak sözleşmeli personele ait hizmet sözleşmeleri,
3- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 7. maddesi çerçevesinde, 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 2. maddesinde belirtilen kamu idare, kurum ve kuruluşlarında ilgili mevzuatı uyarınca kadro karşılıksız sözleşmeli olarak çalışan personele ait hizmet sözleşmeleri.

V- ÖRNEKLER
? 27.10.1989 tarih ve 388 sayılı Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Teşkilatının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 6. maddesine dayanılarak çıkarılan Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nda Çalıştırılacak Sözleşmeli Personel Hakkında Hizmet Sözleşmesi esaslarına göre çalıştırılan personel,
? 02.03.1984 tarih ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu’nun ek 3. maddesine dayanılarak çıkarılan Toplu Konut İdaresinde Çalıştırılacak Sözleşmeli Personel Hakkında Hizmet Sözleşmesi esaslarına göre Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nda sözleşmeli olarak çalıştırılan personel,
? 2924 sayılı Eleman Temininde Güçlük Çekilen Yerlerde Sözleşmeli  Sağlık Personeli Çalıştırılması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde  Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’a göre sözleşmeli pozisyonlarda istihdam edilecek sağlık personeline ait hizmet sözleşmeleri.
1- 657 sayılı Kanun’un ek geçici 16. maddesi uyarınca kadro karşılıksız sözleşmeli olarak çalıştırılan teknik bünyeye dahil olmayan ve haklarında Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekenler hariç, bu Kanun’un Ek geçici 12, l3 ve 14. maddeleri kapsamına dahil personel ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın sanatla ilgili merkez ve taşra birimlerine bağlı olarak çalışan orkestra, koro ve topluluk sanatçıları, sanatkarları ve sanatçı öğretmenleri ile Devlet sanatçılarına ait hizmet sözleşmeleri,
2- Yükseköğretim mevzuatı uyarınca sözleşme ile çalıştırılacak personele (yabancı uyruklu, sözleşmeli sanatçı öğretim elemanı vs.) ait hizmet sözleşmeleri,
3- Kamu idare kurum ve kuruluşlarda, teşkilat kanunlarında belirtilen özel düzenlemelerle, belli unvanlara ait kadrolar karşılık gösterilmek suretiyle, sözleşmeli personel çalıştırılmasını düzenleyen diğer mevzuat hükümlerine bağlı olmaksızın sözleşmeli olarak çalışan personele ait hizmet sözleşmeleri (Başbakanlık, Devlet Planlama Teşkilatı, Hazine Müsteşarlığı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi kurumlarda çalışan kadro karşılığı sözleşmeli personel.),
4- Ayın veya haftanın bazı günleri ya da günün belirli saatleri gibi kısmi zamanlı çalışan sözleşmeli personelle imza edilen hizmet sözleşmeleri de istisna kapsamında mütalaa edilecektir.
 
VI- DAMGA VERGİSİNE TABİ TUTULACAK KÂĞITLAR
6111 sayılı Kanunla kurumlarda değişik statülerde çalışan sözleşmeli personele ait hizmet sözleşmelerinden damga vergisi aranılmaması imkânı getirilmiş ve bu yönde 488 sayılı Kanun’a istisna hükmü eklenmiştir.
Öte yandan 488 sayılı Kanun’a ekli “IV. Makbuzlar ve Diğer Kâğıtlar” bölümünün 1. Makbuzlar kısmının (b) alt bendine göre, sözleşmeli personel tarafından maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan paralar için düzenlenen makbuzlar üzerinden binde 6,6 oranında ödemelerin yapıldığı aylık/dönemlik periyotlar halinde, damga vergisi kesintisi yapılmaya devam olunacaktır.
 
VII- SONUÇ
Damga Vergisi Kanunu uygulamasında da verginin mükerrerliği ile ilgili bazen sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Anılan Kanun tatbikatında, özellikle hizmet sözleşmesine bağlı çalıştırılan sözleşmeli personelle ilgili kurum arasında yapılan sözleşmelerden, ihtiva ettikleri bedel üzerinden (ki bu bedel genelde aylık brüt tutarlar ile dönem ay sayısı çarpılmak suretiyle bulunmaktadır) binde 8,25 nispi damga vergisine ek olarak yine Kanun’a ekli I sayılı tablonun “IV. Makbuzlar ve Diğer Kağıtlar” bölümü 1. Makbuzlar kısmında geçen kağıtlar üzerinden ayrıca (binde 6,6) oranında damga vergisi kesinti yapılmaktadır.
Özellikle sözleşme dönemi başında ödenen damga vergisi ile sözleşme dönemi içerisinde belli periyotlarda gerçekleşen ücret ödemelerine bağlı damga vergisi nedeniyle bir mükerrer vergileme sıklıkla gündeme getirilmiş ve dava konusu edilmiştir.
Bu noktada 6111 sayılı Kanunla getirilen düzenlemelerle, damga vergisi uygulaması açısından bir vergilendirme konusunun, farklı vergilendirme dönemlerinde, birden fazla değişik vergi oranları ile vergi uygulamasına tabi tutulması önlenmiştir.
 
*        Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)    25.02.2011 tarih ve 27857 (1. mükerrer) sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
  

 

 

   

   
© H.Bayram ÇOLAK