Doç. Dr. Mustafa ÇOLAK

Mustafa ÇOLAK

 

.

. Damga Vergisinde ?Belli Para? Belirsizliği Ve Mükerrer Vergileme Sorunu

Kullanıcı Oyu:  / 0

DAMGA VERGİSİNDE “BELLİ PARA” BELİRSİZLİĞİ VE MÜKERRER VERGİLEME SORUNU

 
Yazar: MustafaÇOLAK (*)
Yaklaşım Dergisi / Nisan 2007 / Sayı: 172
 
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesine göre, kağıtlar terimi, yazılıp imzalamak veya imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeler ile elektronik imza kullanılmak suretiyle manyetik ortamda ve elektronik veri şeklinde oluşturulan belgeleri ifade etmektedir.
Bu çerçevede imzalanmak veya işaret konulmak üzere tekemmül eden belgelerde damga vergisi açısından vergi alacağı doğmaktadır.  
Öte yandan anılan Kanun’un 10. maddesi gereği damga vergisinin nispi veya maktu olarak alınacağı, nispi vergide kâğıtların nev’i ve mahiyetlerine göre, bu kâğıtlarda yazılı belli paranın maktu vergide kâğıtların mahiyetlerinin esas alınacağı hükme bağlandığından kağıtlarda geçen belli para terimini açıklanması da büyük önem kazanmaktadır.
Nispi vergilemeye tabi tutulan kağıtlarda ayrıca verginin mükerrer olup olmadığı veya bu yönde bir değerlendirme yapılıp yapılmayacağı da bir sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir.
 
II- BELLİ PARA TERİMİ
A- BELLİ PARA NEDİR?
Damga Vergisi Kanunu’nda belli para terimi, kağıtların ihtiva ettiği veya bunlarda yazılı rakamların edeceği parayı ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.
Bu tanımlamadan hareketle, belli paranın tayini, vergiye tabi düzenlenen belgelerde açıkça gösterilen işlem bedeli veya bu bedel doğrudan belirtilmemişse ilgili belgelerde gösterilen rakamların oluşturacağı veya bu rakamlardan yapılacak hesaplamalara göre bulunacak bedel şeklinde tespit edilebilecektir.
Özetle, bir taşıma sözleşmesinde taşıma bedeli 500,00 YTL olarak gösterilmişse bu bedel, açıkça bir belirleme yapılmamışsa ve sözleşmede taşıma işleminde 500 kg (X) malının, birim fiyatı 20,00 YTL ile taşınacağı belirtilmişse belli para, bu sözleşme için 500x20= 10.000,00 YTL olarak tekemmül edecektir (1).
Önemli olan, belli paranın hesaplanabileceği gerekli rakam veya bilgilerin açıkça sözleşmelerinde belirtilmesidir.

B- BELLİ PARA GÖSTERME MECBURİYETİ
Damga Vergisi Kanunu’na göre, cari hesap şeklinde açılan kredilerle her türlü ikrazata ait taahhütname ve mukavelenameler (İskonto ve iştira senetleri taahhütnamesi - Dispans - dahil) ve bunların temlik, yenileme, devir ve değiştirilmesine müteallik bütün kağıtlarda ve keza matlupların devir ve temlikine ilişkin mukavelename ve temliknamelerde ikraz veya temlik edilen para miktarının veya azami haddinin gösterilmesi mecburidir.
Gösterilmediği takdirde bu kağıtların her birinden alınması gereken damga vergisi ile cezası olayın meydana çıktığı tarihte, ilgili bulunduğu cari hesapta kayıtlı kredi veya ikrazat miktarına göre hesaplanır ve alınır.
Bu vergi ve cezanın ödenmesinde mukriz ve müstakrizlerle temlik eden ve adına temlik yapılan şahıslar ve müesseseler müteselsilen sorumludurlar.

C- BELLİ PARAYI KAPSAYAN HİZMET SÖZLEŞMELERİNDE DU-RUM
1- Belli Paranın Hesaplanması
488 sayılı Kanun’a ekli 1 sayılı tablonun “I-Akitlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümü, “A-Belli parayı ihtiva eden kağıtlar” ve “B-Belli parayı ihtiva etmeyen kağıtlar” olarak ayrılmıştır.
Yapılan düzenleme ile 1 sayılı tablonun I/A fıkrasında sayılan kağıtlardan belli parayı ihtiva etmeyenler damga vergisinin konusu dışına çıkarıldığından, belli parayı ihtiva etmeyen mukavelenameler, taahhütnameler ve temliknameler, kira mukavelenameleri, kefalet, teminat ve rehin senetleri, fesihnameler damga vergisine tabi tutulmayacaktır. Ancak, tahkimnameler ve sulhnameler, belli parayı ihtiva etmeleri durumunda Kanun’a ekli 1 sayılı tablonun I/A-4 bendine göre nispi; belli parayı ihtiva etmemeleri durumunda ise aynı tablonun I/B fıkrasının ilgili pozisyonuna göre maktu damga vergisine tabi tutulacaklardır.
Diğer taraftan, aynı tablonun I/B-3 bendinde yer alan “Turizm işletmeleri ile seyahat acentelerinin aralarında düzenledikleri kontenjan sözleşmelerinin” belli parayı ihtiva edip etmediğine bakılmaksızın maktu vergiye tabi tutulması gerekmektedir.
Bu kapsamda, sözleşmelerden damga vergisi aranılabilmesi için, belli parayı ihtiva etmeleri
gerekmektedir.
Belli para ise yukarıda yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, hizmet sözleşmelerinde belirlenen tutarlar, tutarlar doğrudan belirtilmemişse yazılı rakamlardan yapılacak hesaplamalara göre bulunacak miktarların esas alınması gerekecektir.
A Kurumunda sözleşmeli personel olarak çalışan mühendis B’nin 2007 yılı hizmet sözleşmesinde alacağı aylık dönemsel ücret tutarının 1.000,00 YTL, geçerlilik döneminin ise 01.01.2007-31.12.2007 tarihleri arasında 12 aylık periyodu kapsadığı belirtilmişse sözleşme bedelinin;
= 12 x 1000
= 12.000,00 YTL olduğu noktasında şüphe olmayacaktır.
Dolayısı ile sözleşme bedeli üzerinden 12.000 x 0.0075=90,00 YTL damga vergisinin personelden tahsili sağlanacaktır.

2- Kamu Daireleriyle Kişiler Arasında Düzenlenen Kağıtlara İlişkin Damga Vergisinde Ödeme Sistemi
Genel bütçeli daireler ile kişiler arasında düzenlenen kağıtlara (ihale kararları hariç) ait damga vergisi, anılan dairece kağıdın mahiyeti ve nispi veya maktu vergi tutarını gösteren formüle edilmiş bir yazıyla, kişinin tabi olduğu ödeme usulüne bakılmaksızın, kişiler tarafından, kağıdın düzenlenmesinden önce peşin olarak, genel bütçeli idarelere hizmet veren saymanlıklara veya mükellefin gelir veya kurumlar vergisi yönünden bağlı olduğu vergi dairesine makbuz karşılığı ödenir. Ayrıca, verginin ödendiğine dair mükellefçe getirilecek makbuzun aslının ilgili iş kağıdına bağlanması, makbuzun onaylı bir örneğinin ilgiliye verilmesi ve düzenlenen makbuza da verginin hangi işe ve kağıda ait olduğuna dair bilginin yazılması gerekmektedir.

III- KİRA SÖZLEŞMELERİNDEKİ AYRICALIK
Damga Vergisi Kanunu’na ekli 1 sayılı Tablo’nun I. Akitlerle ilgili kağıtlar bölümünde kira mukavelenamelerinin, mukavele süresine göre kira bedeli üzerinden nispi damga vergisine tabi olduğu belirtilmektedir.
Dolayısı ile kira sözleşmeleri ile genel sözleşmeler arasında belli paranın hesap edilmesinde ihtilafların olabileceği değerlendirilmektedir.
Şöyle ki, hizmet sözleşmelerinde belli paranın hesaplanmasında I sayılı tabloda hizmet sözleşmesi süresine göre bedel üzerinden damga vergisi aranılacağına dair özel bir düzenlemeye yer verilmemişken, aynı mahiyette kira sözleşmelerinde ise açıkça mukavele süresine göre kira bedeli üzerinden nispi vergileme yapılacağı ifade edilmektedir. Genel prensip ve yaklaşım olarak, kanunda geçen belli para tanımından adı kira sözleşmesi de olsa kira süresi ile dönemsel kira tutarlarının çarpımı sonucu bulunacak tutar, damga vergisi matrahını oluşturacaksa ayrıca neden böyle bir özel düzenlemeye gerek duyulduğu açık bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.
Sonuç olarak, kiralamalar için düzenlenen belgelerde belli paranın hesap edilmesinde, bedelin ayrıca ve özel olarak 1 sayılı tablo ile sözleşme süresi ile ilişkilendirilmesi, sistem bütünlüğü içerisinde mantıklı bir durum sergilememektedir. Aksi halde tüm sözleşmeler için aynı yöntemin izlenmesi iktiza eder.
 
IV- VERGİLEMEDE MÜKERRERLİK
A- VERGİNİN MÜKERRER OLMASI
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 117. maddesinde hesap hataları tanımlanmaktadır. Buna göre, hesap hataları şunlardır:
1- Matrah Hataları
Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.
2- Vergi Miktarında Hatalar
Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması birinci bentte yazılı vesikalarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olmasıdır.
3- Verginin Mükerrer Olması
Aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınmasıdır.
Konumuz açısından verginin mükerrerliği için;
- Aynı vergi kanunu uygulaması olmalıdır.
- Belli bir vergilendirme döneminde bu uygulama yapılmalıdır.
- Aynı matrah üzerinden birden fazla vergi alınmalıdır.
Yukarıda belirtilen şartların toplu olarak sağlandığı durumlarda, vergilemede mükerrerlikten bahsedilebilecektir.

B- DAMGA VERGİSİNDE MÜKERRERLİK VE BİR ÖRNEK
Damga Vergisi Kanunu uygulamasında da verginin mükerrerliği ile ilgili bazen sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Anılan Kanun tatbikatında, özellikle hizmet sözleşmesine bağlı çalıştırılan personelle ilgili kurum arasında yapılan sözleşmelerden, ihtiva ettikleri bedel üzerinden (ki bu bedel genelde aylık brüt tutarlar ile dönem ay sayısı çarpılmak suretiyle bulunmaktadır) binde 7,5 nispi damga vergisine ek olarak yine Kanun’a ekli I sayılı tablonun IV. Makbuzlar ve diğer kağıtlar bölümü 1.Makbuzlar kısmında geçen;
“b) Maaş, ücret, gündelik, huzur hakkı, aidat, ihtisas zammı, ikramiye, yemek ve mesken bedeli, harcırah, tazminat ve  benzeri her ne adla olursa olsun hizmet karşılığı alınan  paralar için verilen makbuzlar ile bu paraların nakden  ödenmeyerek kişiler adına açılmış veya açılacak cari  hesaplara nakledildiği veya emir ve havalelerine tediye  olunduğu takdirde nakli veya tediyeyi temin eden kağıtlar” üzerinden ayrıca  (Binde 6) oranında damga vergisi kesinti yapılmaktadır.
Bu iki ayrı vergileme arasında ise temel olarak izleyen farkların olduğunu belirtmek yerinde olacaktır:

1- Hizmet sözleşmesi açısından vergiyi doğuran olay, sözleşmenin taraflarca imzalanması ile vukuu bulmakta ve damga vergisi kişiler tarafından kağıdın düzenlenmesinden önce peşin olarak ödenmektedir. Aslında vergilendirme dönemi, sözleşmenin düzenlendiği anla birleşiktir. Tam anlamıyla bir vergilendirme periyodundan bahsetmek imkansızdır. Bilinen odur ki, tarafların imzalarıyla vergi borcu doğmakta ve bu borcun da imza sürecinden önce makbuz karşılığı ilgili yerlere tevdi edilmesi gerekmektedir. Öte yandan, hizmet sözleşmesine dayalı ücretin hizmetin ifasını müteakip belli dönemler veya aylar itibari ile hesaplanarak ödenmesi durumunda damga vergisi ödeme esnasında ilgililerin ücretlerinden kesinti suretiyle tahsil edilmektedir. Yani ücretin elde edildiği dönemin, aynı zamanda ücretliler açısından damga vergisi uygulamasında bir vergilendirme dönemi olarak değerlendirilmesinde sakınca olmayacaktır.

2- Hizmet sözleşmelerinde matrah, belgelerde belirtilen belli paraya isabet eden tutarların bütünüdür. Hâlbuki aylık ödemelerde matrah, kişinin o dönemde yaptığı hizmet bedeli olarak tahakkuk ettirilen ücret unsurlarından başka bir şey değildir. Dolayısı ile bu noktada da matrah konusunda ayrışma meydana gelmektedir.

3-  Doğal olarak sözleşme dönemi başında ödenen damga vergisi ile sözleşme dönemi içerisinde belli periyotlarda gerçekleşen ücret ödemelerine bağlı damga vergisi nedeniyle bir mükerrer vergilemenin gündeme gelmesi son derece normaldir. Ancak bu vergilemenin teknik ayrıntılarında, bir mükerrer vergileme olarak nitelendirilmesine yol açacak fazlaca dayanak noktalarının bulunmadığı anlaşılacaktır.
Tüm bu açıklamalar paralelinde kanaatimizce yapılması gereken, aynı matrah üzerinden farklı vergilendirme dönemlerinde, farklı vergi oranlarında dahi olsa bir vergilendirme konusunun aynı vergi kanunu uygulamasına birden fazla tabi tutulmasını önlemek, akılcı ve mantıklı bir yaklaşım olabilecektir.
 
V- SONUÇ
Yazımın önceki bölümlerinde genel hatlarıyla damga vergisi uygulamasında belli para teriminden hareketle sözleşmelerde damga vergisi sistematiği irdelenmiş ve bilahare mükerrer vergileme analiz edilmiştir.
Özellikle mükerrer vergilemede, damga vergisi sistematiğinin aynı tutarların farklı biçimlerde olsa dahi farklı vergilendirme dönemlerinde birden fazla vergi kesintisine veya ödemesine muhatap kılınmamaları noktasında gerekli yasal değişikliklerin ele alınmasının faydalı olabileceği düşünülmektedir.
 
                                                                                              
________________________________________
*   Maliye Müfettişi
(1) Kâğıtlarda para teriminden sadece rakamsal ifadelerin anlaşılmaması gerekir. Şöyle ki rakamsal ifadeler yerine doğrudan rakamların elde edilebileceği ifadelerden de belli paranın hesap edilebilirliği kabul edilmelidir. Örnek olarak kişiye verilecek aylık ücretin ….TL yerine  asgari ücret şeklinde bir ibare ile  ifade edilmesi, durumu değiştirmeyecektir. Bu durumda esas alınacak rakam, yasalarla saptanan asgari ücret tutarını esas almak ve vergilemeye esas kılmak olacaktır.
 

 

 

. Vergi ve Sosyal Güvenlikte Kamu Zararına Neden Olan Durumlar ve ...

Kullanıcı Oyu:  / 0

VERGİ VE SOSYAL GÜVENLİKTE KAMU ZARARINA NEDEN OLAN DURUMLAR VE GENEL İLKELER


 
Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Kasım 2008 / Sayı: 191  
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, kamusal giderleri karşılamak için toplanan vergilerde değişik gerekçelere bağlı eksik tahakkuk, kişilerin sosyal güvenceye alınmasını temin edecek sosyal güvenlik kuruluşlarının bu amaçlarla topladıkları parafiskal gelirlerden, hak sahiplerine fazla veya yersiz ödeme sıklıkla ortaya çıkabilmektedir.
İşbu yazımızda, vergide eksik tahakkuk ve tahsilât yanında son yapılan düzenlemeler kapsamında sosyal güvenlik kurumundan hak sahiplerine yapılan fazla ve yersiz ödemelerin telafisi süreci ortaya konulmaya çalışılacak, bu ana başlıklar dışında da genel olarak kamu zararının ilgililerinden hangi süreçlerde takip ve tahsil edildiği kısaca açıklanmaya çalışılacaktır.
 
II- GENEL OLARAK KAMU ZARARINA YOL AÇAN FAZLA VE YERSİZ ÖDEMELER
A- GENEL İLKELER
Mevzuata aykırı karar, işlem, eylem veya ihmal sonucunda borçlanma suretiyle elde edilen imkanlar dahil kamuya ait gelirler, taşınır ve taşınmazlar, hesaplarda bulunan para, alacak ve haklar ile her türlü değerlerde artışa engel veya eksilmeye neden olunmasıyla doğan zararın tespit ve tahsil yöntemleri  “Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik”(1) ile açıklığa kavuşturulmuştur.
Bu çerçevede, kontrol, denetim veya inceleme, Sayıştay’ca kesin hükme bağlama, adlî, idarî veya askerî yargılama sonucu tespit edilecek kamu zararından doğan alacaklar, sorumlulardan, zararın oluştuğu tarihten itibaren ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faiziyle birlikte tahsil edilir. Kamu zararından doğan alacaklarda ilgili mevzuatına göre hesaplanacak faizin başlangıç tarihi, kural olarak zararın oluştuğu tarihtir. Sayıştay, adlî, idarî ve askerî mahkeme ilâmları ile tespit olunan kamu zararından doğan alacaklarda faiz başlangıç tarihi, ilâmda faizin başlangıcı hakkında hüküm varsa belirtilen tarih, aksi takdirde karar tarihidir.
Kamu zararından doğan alacaklarda zamanaşımı süresi, zamanaşımını kesen ve durduran genel hükümler saklı kalmak kaydıyla, on yıldır.
İşbu alacaklar, merkezde strateji geliştirme birimlerince, taşrada ise takibe yetkili birimlerce sorumluların bilinen adreslerine imzaları alınmak suretiyle veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilecektir.
Sorumlular ve/veya ilgililerce yapılan ödeme tutarının, alacak aslı ile faiz tutarının tamamını karşılamaması halinde ödenen tutar vadesi gelmiş alacak aslına ve faizine orantılı olarak mahsup edilir. Borç aslına faiz dahil edilerek, tekrar faiz yürütülemez.
Tespit edilen kamu zararlarının Yönetmelik ile belirlenen şartların yerine getirilmesini müteakip,
a- Rızaen ve sulh yolu ile ödenmek,
b- 22.04.1926 tarih ve 818 sayılı Borçlar Kanunu hükümlerine göre takas yapılmak,
c- 2004 sayılı Kanun hükümleri uygulanmak
suretiyle tahsili cihetine gidilecektir.
B- KİŞİLERE İDARİ HATA İLE YAPILAN FAZLA ÖDEMELER
Kişilerden alacaklar konusunu oluşturan yersiz, fazla ve haksız ödemelerin geri alınmasına ilişkin olarak tesis edilen işlemlerin borçlular tarafından dava konusu edilmemesi veya idare aleyhine sonuç doğuracak işlem tesis edilmemesi bakımından, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun, Kararı’nın göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Anılan Karar’da;
“- İdarenin, hatalı terfi veya intibak işlemine dayanarak ödediği meblağın geri istenmesine bir mahkeme kararına lüzum olmadan işlem tesis edebileceği ve bu işleme karşı açılacak davaların çözümünün Danıştay’ın görevi içinde olduğu,
- İdarenin, yokluk, açık hata, memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi hallerinde, süre aranmaksızın kanunsuz terfi veya intibaka dayanarak ödediği meblağı her zaman geri alabileceği,
- Yukarıda belirtilen istisnalar dışında kalan hatalı ödemelerin geri alınmasının, hatalı ödemenin yapıldığı tarihten başlamak üzere 60 gün içinde mümkün olduğu, 60 günlük süre geçtikten sonra geri istenmesinin mümkün olamayacağı”(2)
belirtilmiştir
Buna göre;
a- Kanun’a aykırı şekilde yapılan terfi veya intibak işlemine ya da başka usulde yapılan yersiz veya fazla ödemeye o memurun gerçek dışı beyanı veya hilesi ya da idareyi aldatıcı belge ibraz etmesi sebep olmuşsa,
b- İdarece yapılan işlem, yapıldığı tarih itibarıyla, idare hukuku yönünden yoklukla malûl (sakat) ise ve özel hukuk yönünden de mutlak butlan ile sakat olmuşsa,
c- Yapılan terfi ve intibakta memurun kolayca anlayabileceği kadar açık bir hata mevcut olduğu halde idareyi haberdar etmemişse
yapılan fazla ödemelerin dayanağı olan hukuka aykırı işlemlerin, 60 günlük süreye bağlı kalınmaksızın her zaman geri alınması mümkün bulunmaktadır. Ancak, bu hukuka aykırı işlem sebebiyle yapılan fazla, yersiz ve haksız ödemelerin geri alınmasında genel hükümlere göre zaman aşımı süresinin dikkate alınması gerekmektedir(3).
 
III- ÖZEL MEVZUAT UYARINCA YAPILAN FAZLA/YERSİZ ÖDEMELER İLE EKSİK TAHAKKUK
A- SOSYAL GÜVENLİKTE KAMU ZARARI: FAZLA VE YERSİZ ÖDEME
Sosyal Güvenlik Kurumu’nca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun, kapsamındaki her türlü ödeme, fazla ve yersiz ödeme olarak addedilmektedir.
Fazla ve yersiz ödemeler,
a- Hak sahibi kişilerin kasıtlı veya kusurlu davranışlardan doğmuşsa(4), hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,
b- Kurum’un hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa(5), hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, üç aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan
itibaren hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurum’dan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.
Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.
Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan % 25 oranında kesilmek suretiyle uygulanır.
Fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasında 04.12.1984 tarih ve 3095 sayılı Kanunî Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun hükümleri uygulanır. Dönemler itibari ile uygulanacak kanuni faiz oranlarına ise aşağıda yer verilmiştir.
Kanuni Faiz Oranları
19.12.1984-31.12.1997............... %30
01.01.1998-31.12.1999............... %50
01.01.2000-30.06.2002............... %60
01.07.2002-30.06.2003............... %55
01.07.2003-31.12.2003............... %50
01.01.2004-30.06.2004............... %43
01.07.2004-30.04.2005............... %38
01.05.2005-31.12.2005............... %12
01.01.2006 - ………… ................. % 9
(Kanuni faiz oranının, 01.01.2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık % 12’den % 9’a indirilmesi 19.12.2005 tarihli ve 2005/9831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kararlaştırılmıştır.)
B- VERGİDE KAMU ZARARI: EKSİK TAHAKKUK
Bilindiği üzere, vergiye ilişkin eksik tahakkuk iki kaynaklı olabilir: Birincisi vergi ile ilgili görevlerin tam ve zamanında yerine getirilmemesine bağlı iradi bir kusur neticesi eksik tahakkuk ve buna bağlı eksik tahsilât, ikincisi ise hataya bağlı eksik tahakkuk olarak ortaya çıkmaktadır.
Mükelleflerin vergisel ödevlerini tam ve zamanında yerine getirmemelerine bağlı kusurlu davranışlarının neticesi olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca cezalı tarhiyat işlemleri yapılmaktadır.
Vergiye ilişkin hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması suretiyle ortaya çıkan vergi hataları ise Vergi Usul Kanunu’nun 117 ve 118. maddelerde “hesap hataları” ve “vergilendirme hataları” olmak üzere iki şekilde düzenlenmektedir.  
İdarece tereddüde imkan vermeyecek derecede açık olan hatalar vergi dairesince vergi dairesi müdürünün kararıyla re’sen düzeltilebilir. Ancak bu düzeltme, mükellefin lehine ya da aleyhine olabilir. Mükellef lehine vergi dairesince yapılan düzeltme sonucunda nakden iade çıkabilir. Mükellef lehine yapılan düzeltmelerde, mükellefe düzeltme fişinin bir örneği tebliğ edilir. Hatalı tarhiyatın dayanağı tahakkuk fişi veya ihbarname, düzeltilen tutar dışında kalan kısmı ile geçerliliğini korur. Mükellefin, düzeltme fişinin tarafına tebliğ edildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde nakden iade veya mahsup talebi için vergi dairesine müracaat etmesi gerekir. Mükellef vergi dairesine bu alacağı için bahsedilen sürede müracaat etmediği takdirde, alacak hakkı ortadan kalkar (VUK md. 120).
Mükellef aleyhine yapılmış düzeltme işleminde ise ilave verginin düzeltme fişi ve eki ihbarname ile mükellefe tebliği zorunludur. Düzeltme konusu tarhiyatın daha önce tahakkuk fişi veya ihbarname ile yapılmış olması sonucu değiştirmez.
Kendi aleyhlerine düzeltme yapılan kimselerin düzeltmeye karşı vergi mahkemesinde dava açma hakları saklıdır (VUK md. 121).
Öte yandan Vergi Daireleri İşlem Yönergesi’nde de belirtildiği şekilde, Hazine zararına olan vergi hatalarının düzeltilmesinde ortaya çıkan vergi farkı düzeltme fişine dayanılarak mükelleften vergi ihbarnamesi tebliğ edilmek suretiyle aranılacaktır. Buna göre Hazine zararına olan vergi hatasının düzeltme fişine dayanılarak mükellefe vergi ihbarnamesi tebliğ edilmek suretiyle aranılması, ikmalen bir tarhiyatın yapılmış olması gerektiğini de ortaya koymaktadır. Neticede düzeltme fişine konu ikmalen tarhiyat durumunda, Kanun’un 112. maddesi hükmüne göre de, tarhiyatın ilgili bulunduğu döneme ilişkin normal vade tarihinden itibaren son yapılan tarhiyatın tahakkuk tarihine kadar geçen süreler için 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’a göre tespit edilen gecikme zammı oranında gecikme faizi hesaplanması gerekmektedir.
Tabi ki mükellef aleyhine yapılan ve ihbarname ile tebliğ edilen bu düzeltme işlemine karşı dava açma, uzlaşma ve cezalarda indirim müesseselerinin de işletilebileceği unutulmamalıdır.
 
IV- SONUÇ
Görüldüğü üzere kamu gelirinin kaynağına göre fazla ve yersiz ödeme veya eksik tahakkuk durumlarında, fazla ve yersiz ödemenin/eksik tahakkukun telafi yöntemleri de farklılık göstermektedir. Temel olarak bakıldığında gerek parafiskal gelirlerden yapılan fazla ve yersiz ödemelerde ve gerekse kamu zararlarının tazmininde uygulanan yöntemlerin benzeştiği, vergi gelirlerinde ise ayrı bir takip ve tahsilât yönteminin izlendiği görülmektedir.
Fazla ve yersiz ödemelerde ödeme yapıldıktan sonra tahsil süreçlerini devreye sokmak kadar önemli olan bu tür hataların yapılmasını en aza indirecek mekanizmaların uygulanabilmesi, bu anlamda idareler bünyesinde oluşturulan strateji başkanlıklarının ön mali kontrol hizmeti ile etkin çalışmasını temin edecek süreçlere etkinlik kazandırılması temel bir yaklaşım tarzı olmalıdır. Modern yönetim anlayışına paralel, yönetilenlerle interaktif iletişimle olası hataların asgariye indirilmesi ve mümkünse süreç içerisinde ortadan kaldırılması metodu denenmelidir.
 
*        Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)    19.10.2006 tarih ve 26324 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
(2)    Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu’nun, 14.06.1974 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 22.12.1973 tarih ve E. 1968/8, K. 1973-14 sayılı Kararı.
(3)  16 no.lu Muhasebat Genel Müdürlüğü Genel Tebliği. Tebliğ’in “Kamu Zararlarının Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” düzenlemeleri çerçevesinde yeniden ele alınması gerekmektedir. Tebliğin sadece Danıştay İçtihadı Birleştirme Kurulu kararına konu kısmına makalede yer verilmiştir.
(4)    İlgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından doğan fazla veya yersiz ödemeler, 27.09.2008 tarih ve 27010 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Fazla veya Yersiz Ödemelerin Tahsiline İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik” in 5. maddesinde belirlenmiştir.
(5)    Bu haller ise anılan Yönetmeliğin 6. maddesiyle ayrıntılı açıklanmaktadır.
 

 

 

 

. Ödemelerin Banka Kanalı İle Yapılması ... : Kira Ödemeleri

Kullanıcı Oyu:  / 0

ÖDEMELERİN BANKA KANALI İLE YAPILMASI VE SİSTEME EKLENEN SON DÜZENLEME: KİRA ÖDEMELERİ

 
 
Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Eylül 2008 / Sayı: 189 
 
I- GİRİŞ
Kayıtdışı ekonomi ile mücadele başta olmak üzere vergi güvenlik müesseselerini genişleterek gerek vergi idaresine kolay takip ve bilgi kaynağı oluşturma, gerekse tahmin ve projeksiyonlar geliştirme açılarından önemli bir adım olarak kiralama işlemleri ve ödemeleri de bankacılık sistemine dahil edilerek, kaydileştirilmesi sağlanmaktadır.
Esas itibariyle daha önceden mükelleflerin mal ve hizmet alımlarında ödemelerin banka sistemi kullanarak tesvik etme zorunluluğu ile başlayan bu sisteme yeni bir eklenti olarak giren konut ve işyeri kira bedellerinin banka kanalı ile ödenmesi veya tahsil edilmesi düzenlenmelerine, kısaca önceki düzenlemelere değinildikten sonra, yer verilmeye çalışılacaktır.
 
II- HALİHAZIR BANKA KANALI İLE ÖDEMELERİN YAPILMASINA DAİR DÜZENLEMELER
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257. maddesinin birinci fıkrasının (2) numaralı bendi ile Maliye Bakanlığı’na, mükelleflere muameleleri ile ilgili tahsilât ve ödemelerini banka veya benzeri finans kurumlarınca düzenlenen belgelerle tevsik etmeleri zorunluluğunu getirme ve bu zorunluluğun kapsamını ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslarını belirleme yetkisi verilmiştir. Bu yetkiye dayanılarak tahsilât ve ödemelerin banka, özel finans kurumları veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracılığıyla yapılması ve bu kurumlarca düzenlenen belgeler ile tevsik edilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Düzenlemenin ana başlıkları ise şu şekilde sınıflandırılabilir:

A- TEVSİK ZORUNLULUĞUNUN KAPSAMI
1- Genel Esaslar
Tahsilât ve ödemelerin tevsik zorunluluğu kapsamına; birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak zorunda olan çiftçiler, serbest meslek erbabı ile vergiden muaf esnafın kendi aralarında yapacakları ticari işlemleri ile nihai tüketicilerden (Türkiye’de mukim olmayan yabancılar hariç) mal veya hizmet bedeli olarak yapacakları tahsilat ve ödemeleri girmektedir. Serbest meslek erbabı da, serbest meslek faaliyetlerine ilişkin belirlenen miktarı aşan her türlü tahsilâtlarını banka, özel finans kurumu veya PTT aracılığıyla yapıldığını tevsik etmek zorundadır.
2- Tahsilat ve Ödemelerde Ciro ve Beyaz Cirolu Çeklerin Kullanımı
Banka sistemi içinde kaldığı müddetçe bir mal veya hizmet bedelinin müşterinin kendi çeki ya da ciro ettiği bir çek ya da beyaz ciro ile teslim ettiği bir çek ile ödenmesi imkan dahilindedir. Çekin tam ciro ve beyaz ciro ile devri mümkün bulunmaktadır.
Mal veya hizmet karşılığı alınan çekin tam ciro yapılması halinde çekin arkasında isim, unvan, vergi kimlik numarası ve adresinin yazılması yeterli olacaktır. Hamiline düzenlenen çekte aynı şekilde ciro edilebilecektir.
Mal veya hizmet bedellerini beyaz ciro ile tahsil edenler, bu çekleri için “çek alım bordrosu” düzenlemelidirler. Bu bordroda çeki düzenleyen yada çeki devredenin adı,soyadı,vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunması gerekmektedir.
Öte yandan, 82 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nde(1) açıklandığı üzere çekle yapılan ödemelerde müteselsil sorumluluk uygulamasına muhatap tutulmamak bakımından çekin tam ciro ile devri gerektiği tabiidir.
Çek alım bordrosu düzenledikten sonra bu çekler, satın alınan mal ve hizmet bedelleri karşılığı beyaz ciro ile verildiğinde “çek teslim bordrosu” düzenlenecektir. Bu bordrolarda da kendisine ciro yapılan satıcının veya yetkilisinin adı, soyadı vergi kimlik numarası ile imza ve kaşesinin bulunmasına zorunludur.
Çek alım veya teslim bordrosunda birden fazla çekin bulunması halinde çeki keşide veya son ciro edenlerin isim ve unvanları ile çek tutarları bordroya ayrı ayrı yazılmalıdır.

B- TEVSİK ZORUNLULUĞUNUN TUTARI VE BAŞLANGICI
01.05.2004 tarihinden itibaren, tevsik kapsamında olan mal ve hizmet bedelinin 8.000,00 YTL’yi aşması yeterli olacaktır. Bir başka ifadeyle faturada gösterilen meblağın tevsik kapsamındaki tutarı aşması yeterlidir. Bu bedelin farklı tarihlerde ödenmesinde her bir ödemenin tahsilât ve ödemenin yapılacağı kurumlardan geçirilmesi gerekecektir.

C- TEVSİK ZORUNLULUĞU OLMAYAN ÖDEME VE TAHSİLÂTLAR
Tevsik zorunluluğu kapsamına giren kişilerin sermaye piyasası aracı kurumlarında, yetkili döviz müesseselerinde, noterlerde, tapu idarelerinde yapılan işlemlere konu ödeme ve tahsilâtların belirtilen kurumlar aracı kılınarak yapılması zorunlu bulunmamaktadır.
Öte yandan, genel ve özel bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler ile bunların teşkil ettikleri birlikler, kanunla kurulan diğer kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait veya tabi olan veyahut bunlar tarafından kurulan ve işletilen müesseseler ile döner sermayeli kuruluşlar veya bunlara ait veya tabi diğer müesseseler tarafından yapılan ihale işlemlerine ilişkin yatırılması gereken teminat tutarları, belirtilen limiti aşsa dahi zorunluluk kapsamında değerlendirilmeyecektir.

D- CEZAİ MÜEYYİDE
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinde yer alan hükme göre tahsilât ve ödemelerini banka, benzeri finans kurumları veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın %5’ i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilecektir. Maddenin 3. fıkrasında yer alan özel usulsüzlük cezalarının bir kat artırılması yöntemi ise bu işlemlere uygulanmayacaktır(2).
 
III- KİRA ÖDEMELERİNİN BANKA KANALI İLE TEVSİKİ
268 Seri No.lu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği(3) ile;
- Konutlarda, her bir konut için aylık 500,00 YTL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin,
- İşyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların
kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

A- TEVSİK KAPSAMINDA OLAN VE OLMAYAN ÖDEMELER
1- Tevsik Kapsamında Olan Ödemeler
- Konutlarda, her bir konut için aylık 500,00 YTL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin (konutları kiraya verenlerin),
- İşyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların
kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin 01.11.2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir.
Görüleceği üzere, konutlarda kira ödemelerinin tevsikinde tutar belli bir alt limite tabi tutulurken, işyeri kira ödemelerinde ise alt sınırlamaya gidilmemektedir.
2- Tevsik Kapsamında Olmayan Ödemeler
- Aynî olarak yapılan kira ödemeleri,
- Her bir konut için aylık tutarı 500,00 YTL’nin altında kalan konut kira gelirleri,
- Mahkeme ve icra yoluyla yapılan konut ve işyeri kira gelirine ilişkin tahsilâtlar.

B- ÖDEMELERİN TEVSİKİ
Banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracı kılınmak suretiyle, para yatırma veya havale, çek veya kredi kartı gibi araçlar kullanılmak suretiyle yapılan tahsilat ve ödemeler karşılığında dekont veya hesap bildirim cetvelleri düzenlendiğinden bu belgeler tevsik edici belge kabul edilecektir. Bankaların internet şubeleri üzerinden yapılan ödeme ve tahsilâtlar da aynı kapsamda mütalaa edilecektir.

C- CEZAİ MÜEYYİDE
Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 355. maddesinde yer alan hükme göre kira işlemlerine dair tahsilât ve ödemelerin banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracı kılınmak suretiyle düzenlenen belgelerle tevsik etme zorunluluğuna uymayan mükelleflerden her birine, her bir işlem için bu maddeye göre uygulanan cezalardan az olmamak üzere işleme konu tutarın % 5’i nispetinde özel usulsüzlük cezası kesilecektir.
Buna göre,
2008 yılı için;
1- Birinci sınıf tüccarlar ile serbest meslek erbabı hakkında 1.490,00 YTL’den,
2- İkinci sınıf tüccarlar, defter tutan çiftçiler ile kazancı basit usulde tespit edilenler hakkında 680,00 YTL’den,
3- Yukarıda yazılı bulunanlar dışında kalanlar hakkında 320,00 YTL’den
az olmamak üzere her bir işlem için bu işleme konu tutarın %5’idir.
Sonuç olarak, usulüne uygun kira ödemelerinin belgelendirilmemesi durumunda, konutlarını kiraya verenler asgari 320,00 YTL, işyeri kiralayanlar/kiracılar ise mükellefiyet pozisyonuna bağlı olarak asgari 680 ila 1.490,00 YTL 2008 rakamları olarak, cezaya muhatap olacaklardır.
 
IV- SONUÇ
Getirilen düzenlemenin bir gri alanı daha ortadan kaldırma eğilimi taşıdığı ve sistemi mümkün olduğu kadar kayıtlı sisteme dahil etme endişesini içerdiği görülmektedir. Amaç bu olmakla beraber, işyeri ve konut kira gelirlerinin banka kanalı ile tahsili aşamasına tepki olarak bazı uygulamaların da beklenmesi ayrıca hesap edilmelidir. Şöyle ki, kira kontratlarının yıllar itibari ile geçerli olan beyan sınırlarının altına çekilmesini sağlayacak şekilde düzenlenmesi ve buna paralel ödemelerin banka sisteminden yapılması doğal tepkisine karşın, idarenin mükelleflerin sisteme girme maliyetlerini de tahmin etme ve alternatif çözüm önerileri geliştirmesi beklenmelidir.
Sonuç itibari ile hiçbir şekilde getirilen düzenleme tam olarak mükellefin hareket tarzlarını belirleyecek bir özelliğe sahip olamaz. Bir adım karşılığında karşı taraf bu adımı etkinsizleştirme adına kendi lehine başka enstrümanları da devreye koyacaktır.
Kanaatimizce önerilecek modelde, emlak vergisi değerinin tespit edilme sisteminde olduğu gibi emsal kira bedeli uygulamasına objektif kurallar çerçevesinde oluşturulmasını teminen gerekli çalışmalara başlanılması olmalıdır. Zira benzer modellerin gerek emlak vergisi değerleri ve gerekse harç matrahlarının tespitinde uygulama örnekleri vardır ve tecrübe edilmiştir.
 
*   Maliye Bakanlığı Daire Başkanı
(1) 10.05.2001 tarih ve 24398 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.
(2) 320 No.lu VUK Genel Tebliği: 04.07.2003 tarih ve 25158 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
    324 No.lu VUK Genel Tebliği: 28.10.2003 tarih ve 25273 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
    332 No.lu VUK Genel Tebliği: 27.04.2004 tarih 25445 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
    337 No.lu VUK Genel Tebliği: 13.8.2004 tarih ve 25552 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.
    VUK-1/2003-1/ Tahsilat ve ödemelerde tevsik uygulaması 1
(3) 29.07.2008 tarih ve 26951 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. 

 

 

 

. Kamu Çalışanlarına Banka Promosyonu Teşviği Ve Vergileme(Me!) ...

Kullanıcı Oyu:  / 0

KAMU ÇALIŞANLARINA BANKA PROMOSYONU TEŞVİĞİ VE VERGİLEME(ME!) PERSPEKTİFİ


Yazar: MustafaÇOLAK (*)
Yaklaşım Dergisi /Eylül 2007 / Sayı: 177
 
 
I- GİRİŞ
Bilindiği üzere, 2007/12069 sayılı BKK ile belirli bir mevduat veya katılım fonu bakiyesinin bankada tutulması zorunluluğunun bulunmaması kaydıyla maaş ödeme ve/veya belirli hizmetlerin sunulması kapsamında yapılan protokoller uyarınca anlaşma yapılan kurumlara ve/veya kurum çalışanlarına sağlanacak ayni veya nakdi menfaatlerin bankalarca mevduata faiz dışında, katılma hesaplarına ise kâr payı dışında sağlanan bir menfaat anlamına gelmeyeceği ile kararlaştırılmıştır.
Bu anlamda, artık mevduat faizi/kâr payı olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan kurumların çalışanlarına banka promosyonu adı altında sağlanacak menfaatlerle ilgili olarak Başbakanlıktan yayımlanan Genelge ile düzenlemenin ayrıntıları belirlenmiş ve ortak bir anlayışın yerleştirilmesine yönelik yol haritası ortaya konulmuştur.
Yazımızda, yüz binlerce kamu çalışanını ilgilendiren ve ötesinde özel sektör çalışanları açısından da model olabilecek banka promosyonlarının dağıtımı usul ve esasları ile kritik vergilendirilme alternatifleri üzerine açıklamalarda bulunulacaktır.
 
II- BANKA PROMOSYONU NEDİR?
A- BANKACILIK UYGULAMASI
5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nda mevduat, yazılı ya da sözlü olarak veya herhangi bir şekilde halka duyurulmak suretiyle ivazsız veya bir ivaz karşılığında, istendiğinde ya da belli bir vadede geri ödenmek üzere kabul edilen para şeklinde tanımlanmış, Bakanlar Kurulu’nun, bankaların ödünç para verme işlemleri ve mevduat kabulünde uygulanacak azamî faiz oranlarını, katılma hesaplarında kâr ve zarara katılma oranlarını, özel cari hesaplar dâhil bu maddede belirtilen işlemlerde sağlanacak diğer menfaatlerin nitelikleri ile azamî miktar ya da oranlarını tespit etmeye, bunları kısmen veya tamamen serbest bırakmaya yetkili olduğu ve bu yetkilerini Merkez Bankası’na devredebileceği hükme bağlanmıştır.
Bu kapsamda son olarak BK’ca çıkarılan 2007/12069 sayılı Mevduat ve Kredi Faiz Oranları ve Katılma Hesapları Kâr ve Zarara Katılma Oranları İle Özel Cari Hesaplar Dahil Bu İşlemlerde Sağlanacak Diğer Menfaatler Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar ile 16.10.2006 tarihli ve 2006/11188 sayılı Kararname’nin eki Karar’ın 4. maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Mevduata faiz dışında, katılma hesaplarına ise kâr payı dışında menfaat temin edilemez. Mevduat ve katılım fonu sahipleri lehine verilecek özel sigorta teminatı ve operasyonel işlemlerin tamamlanması için gereken tutarın ödemeden önce belirli bir hesaba yatırılması haricinde belirli bir mevduat veya katılım fonu bakiyesinin bankada tutulması zorunluluğunun bulunmaması kaydıyla maaş ödeme ve/veya belirli hizmetlerin sunulması kapsamında yapılan protokoller uyarınca anlaşma yapılan kurumlara ve/veya kurum çalışanlarına sağlanacak ayni veya nakdi menfaatler bu düzenlemenin dışındadır.”
Dolayısı ile bankalar ile özel veya resmi kurumlarla yapılan anlaşmalar gereği sağlanacak ayni veya nakdi menfaatler mevduat faizi/kâr payı olarak nitelendirilmeyecek ve ötesinde bankaların mevduat faizi/ kâr payı dışında menfaat sağlama yasağı kapsamında da mütalaa edilemeyeceklerdir.

B- VERGİ KANUNLARI UYGULAMASI
1- Gelir Vergisi Açısından
193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 75. maddesinde sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkül sermaye dolayısıyla elde ettiği kâr payı, faiz, kira ve benzeri iratların menkul sermaye iradı olduğu, kaynağı ne olursa olsun, mevduat faizlerinin de (Bankalara, bankerlere, tasarruf sandıklarına, tevdiat kabul eden diğer müesseselere yatırılan vadeli, vadesiz paralara ödenen faizler, bunlar dışında kalan kişi ve kuruluşlardan devamlı olarak para toplama işi ile uğraşanların her ne şekil ve ad altında olursa olsun toplanan paralara sağladıkları gelirler ve menfaatler ile bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasasında değerlendirilen paralara ödenen faizler de mevduat faizi sayılır.) menkul sermaye iradı sayılacağı ifade edilmiştir.
Yukarıda belirtilen BKK çerçevesinde anlaşma yapılan kurum çalışanlarına sağlanan menfaatlerin, mevduata veya katılma hesaplarına sağlanan faiz veya kâr payı kapsamında değerlendirilmeyeceği açıklandığından bu anlamda gelir vergisi boyutuyla söz konusu ödemelerin menkul sermaye iradı tanımı içerisinde değerlendirilmesi mümkün olamayacaktır.
2- Veraset ve İntikal Vergisi Açısından
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’na göre, Türkiye Cumhuriyeti tabiiyetinde bulunan şahıslara ait mallar ile Türkiye’de bulunan malların veraset tarikiyle veya herhangi bir suretle olursa olsun ivazsız bir tarzda bir şahıstan diğer şahsa intikali veraset ve intikal vergisine tabidir.
Veraset tarikiyle veya sair suretle ivazsız bir tarzda mal iktisab edenler, iktisap ettikleri malları, futbol müsabakaları ve at yarışları üzerine müşterek bahis düzenleyenler ile yarışma ve çekilişi düzenleyen gerçek ve tüzel kişiler ikramiye kazananların ikramiyelerinden kesilen vergileri, bir beyanname ile bildirmeye mecburdurlar.
Öte yandan Kanun’da geçen, “İvaz” sözlük anlamında “karşılık” deyimini ifade etmekle beraber, “eda” veya “edim” olarak da kullanılmaktadır.
İvazlarına göre, hukuki muameleler “ivazlı hukuki muameleler” ve “ivazsız hukuki muameleler” biçiminde bir ayırma tabi tutulabilirler.
Bir kimsenin edindiği istifadeye karşı, bir yükümlülük altına girmediği muameleler, “ivazsız hukuki muameleler”dir.
Aksine bir kimsenin edindiği istifadeye karşı, bir yükümlülük altına girdiği hukuki muameleler ise “ivazlı hukuki muameleler”dir (1).
Bu kapsamda, çalışanların yapılan anlaşma kapsamında bankaya karşı bireysel olarak bir yükümlülüğe girmedikleri, kendilerine karşı bir edim veya edanın talep edilmediği, kaldı ki ücretlerinin ödenmesinde bir banka komisyonu talep edilmediği gibi geç veya eksik ödemenin söz konusu olamayacağı bir ortamda ticari veya Borçlar Kanunu kapsamında bir ilişkinin varlığından söz edilemeyecektir. Nihayetinde sağlanan menfaatin bireysel düzlemde ivazsız intikal olarak değerlendirilmesi yerinde bir yaklaşım tarzı olacaktır.
 
III- BANKA PROMOSYONUNUN TESPİT VE DAĞITIM İLKELERİ
Genel olarak hukuki boyutuyla ortaya konulmaya çalışılan banka promosyonları hakkında, Başbakanlık tarafından yayımlanan 2007/21 no.lu Genelge ile aylık ve ücretlerin bankadan ödenmesi sürecinde bankalarla büyük oranlarda fon plase eden kamu kurumları ile yapılan protokollerde adı ne olursa olsun sağlanan menfaatlerin tespit ve dağıtımındaki farklı uygulamaların disipline edilmesi amaçlanmakta ve genel ilkeler getirilmektedir.
Bu açıdan bakıldığında anılan Genelge ile kısaca izleyen başlıkların ön plana çıktığı görülmektedir:
- Kamu görevlilerinin aylık ve ücretlerinin Maliye Bakanlığı’nca belirtilen esas ve usuller çerçevesinde bankalar vasıtasıyla ödenmesine devam edilecektir.
- Aylık ve ücretlerin hangi banka aracılığı ile ödeneceği, oluşturulacak üç kişilik bir komisyon tarafından istekli bankalardan teklif alınmak suretiyle tespit edilecektir. Komisyon, kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili biriminin harcama yetkilisinin başkanlığında söz konusu birimde görev yapan toplam personelin en az % 10’unun sendikalı olması halinde yetkili sendikadan bir üye ile merkez teşkilatında üst yönetici; taşra teşkilatında ise o birimin bağlı bulunduğu bir üst amir tarafından ilgili birimde görev yapanlar arasından seçilecek bir üyeden oluşacaktır. Yetkili sendikadan üye bulunmadığı durumlarda üçüncü üye ilgili birimde görev yapan personel arasından harcama yetkilisi tarafından seçilecektir. Protokol, komisyon tarafından belirlenen banka ile harcama yetkilisi tarafından imzalanacaktır.
- Birden fazla birimin aylık ve ücretlerinin birlikte ödenmesi talebinde bulunmaları halinde merkezde üst yönetici, taşrada ise söz konusu birimlerin bağlı bulunduğu bir üst amir tarafından görevlendirilecek ilgili harcama yetkililerinden birinin başkanlığında oluşturulacak üç kişilik bir komisyon tarafından aylık ve ücretlerin ödeneceği banka yukarıdaki esaslara göre tespit edilecektir. Bu şekilde oluşturulacak komisyona ilgili birimlerdeki yetkili sendikalardan bu birimlerin tamamı itibarıyla en fazla üyeye sahip olan sendikadan üye alınacaktır.
- Bankalar ile yapılacak protokollerin süresi iki yıldan az beş yıldan çok olmayacaktır.
- Yapılan protokoller uyarınca, banka tarafından verilecek promosyon miktarının tamamının personele dağıtılması genel ilke olarak benimsenmekle birlikte, toplam miktarın üçte birini geçmemek üzere Komisyonca belirlenecek tutar, birim personelinin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılmak üzere ayrılabilecektir. Bu tutarlar, merkez teşkilatında üst yönetici, taşra teşkilatında ise o birimin bağlı bulunduğu bir üst amir tarafından belirlenecek esas ve usuller çerçevesinde kullanılacaktır. Yapılacak harcamaların birimin faaliyetlerini sürdürmesi için gerekli ve zaruri harcamaları ihtiva etmesi; çalışma ortamlarının iyileştirilmesi, işyerlerinde verim ve çalışanların memnuniyeti ile sunulan hizmetin kalitesini artırıcı amaçlarla ortak kullanım alanları için sarf edilmesi zorunludur. Bu tutarların belirlenen amaçlar dışında kullanılmasına kesinlikle müsaade edilmeyecek ve yıl içinde yapılan harcamalar merkez teşkilatında üst yönetici, taşra teşkilatında ise o birimin bağlı bulunduğu bir üst amir tarafından denetlettirilecektir.
- Dağıtılacak promosyonlar, ilgili banka tarafından personel adına açılan hesaba her personel için eşit tutarlarda aktarılmak suretiyle altı aylık periyotlarla ödenecektir.
 
IV- BANKA PROMOSYONLARINDA VERGİLEME PERSPEKTİFİ
Önceki bölümlerde belirtilen açıklamalar çerçevesinde bankalarca kurumları aracılığıyla çalışanlara sağlanan menfaat vergi kanunları açısından ivazsız intikal olarak değerlendirilecektir. Tanım bu şekilde net olarak ortaya koyulduktan sonra sağlanan menfaatlerin vergileme ilkelerinin belirlenmesi gerekecektir.
Bilindiği üzere, veraset ve intikal vergisi artan oranlı olarak dizayn edilen (%1 ila %30 arasında değişen) nispetler üzerinden alınır. Belirlenen nispetlerin uygulanmasından önce anılan Kanun’un 4. maddesinde saptanan istisna tutarlarının düşülmesi sonucu (ivazsız intikaller bakımından geçerli istisna tutarı, 01.01.2007’den itibaren 38 Seri No.lu VİVK GT ile 2.068 YTL) kalan miktarlar vergilemeye esas alınmaktadır.
Bir şahsa ana, baba eş ve çocuklarından (evlatlıktan evlat edinenlere yapılan ivazsız intikaller hariç) ivazsız mal intikali halinde vergi, ivazsız intikallere ilişkin tarifede yer alan oranların yarısı uygulanarak hesaplanır.
Futbol müsabakalarına ve at yarışlarına ait müşterek bahislerle gerçek ve tüzel kişilerce düzenlenen yarışma ve çekilişlerde kazanılan ikramiyelerde oran yüzde 10 olarak uygulanır. İkramiyenin ayni olarak ödenmesi halinde, fatura değeri esas alınır
Öte yandan bir güvenlik ve teminat mekanizması olarak, Amme idare ve müesseseleri, bankalar, bankerler, kasa kiralayanlar, sigorta şirketleri, sair şirket ve müesseseler, mahkemeler ve icra dairelerinde veraset ve intikal vergisinin konusuna giren para ve senedi bulunan istihkak sahiplerinin, bunlar üzerinde tasarrufta bulunabilmeleri için, öncelikle bu para ve senetlere isabet eden veraset ve intikal vergisinin ödenmiş olduğuna dair bir belgeyi ilgili kuruluşa ibraz etmeleri gerekmektedir.
Vergi dairelerince bu belgenin verilebilmesi için, mükellefler tarafından veraset ve intikal vergisi beyannamesinin verilmiş olması, belge istenilen para ve senetlerin bu beyannamede gösterilmiş bulunması ve tahakkuk eden vergiden para ve senede isabet eden tutar ile vadesi geçmiş taksitlerin ödenmiş olması gerekir.
İlgili kuruluşlara belge ibraz etmeyen hak sahiplerinin istihkaklarından sayılan bu kuruluşlarca veraset yoluyla intikallerde %5, ivazsız intikallerde ise %15 oranında vergi karşılığı tevkifat yapıldıktan sonra kalan tutarlar alınabilecektir.
Tevkifat yapılmaksızın teminat gösterilmesi suretiyle bu müesseselerde bulunan para veya diğer kıymetlerin serbest bırakılması mümkün değildir.
Teminat olarak tevkif edilen bu vergiler bilahare beyanname üzeriden hesaplanarak tahakkuk edecek vergi borçlarına mahsup edilecek, mahsup sonrası kalan tutarların ise iade edilmesi süreci işletilecektir.
İşbu yazımızda işlenen konu, banka promosyonlarının personel arasında eşit olarak 6 aylık dönemler dahilinde ödenecek olması halinde anlaşma tarafı bankaların olması gerektiği düşünülen hareket tarzlarını temel olarak şu şekilde tasnif edebiliriz:

A- VERGİ DAİRESİNDEN TASDİKNAME TALEBİ
Ödenen tutarların istisna tutarları içinde kalıp kalmadığının tespit edilerek istisna tutarlarına kadar teminat olarak vergi kesintisi yapmaksızın çalışanların banka hesaplarına promosyon tutarlarının aktarılmasının temini için ilgili vergi idaresinden alınacak kanuni terimi ile tasdikname veya aktarılacak promosyon tutarının istisna tutarı altında kaldığı gerekçesiyle verecekleri bir nevi ilişiksiz belgesi veya beyanname vermelerine gerek olmadıklarına dair yazının anlaşma tarafı bankalar tarafından talep edilmesi yerinde olacaktır. Aksi halde binlerce bireysel talep ve dolayısıyla binlerce tasdikname verilmesi gerekecektir. Alınan yazı veya tasdikname neticesinde vergi ilişiği bulunmayan bu tutarların çalışanların banka hesaplarına aktarımı işlemi sorunsuz gerçekleştirilebilecektir.

B- TASDİKNAME İBRAZ EDİLMEMESİ
İlgili çalışan tarafından istisna tutarlarını aşan promosyon tutarlarının veraset ve intikal vergisi beyannamesinde gösterilmiş bulunması ve tahakkuk eden verginin vadesi geçmiş taksitlerinin ödenmiş olması şartlarına uyulmaksızın söz konusu tutarların talebi (veya anlaşmalar gereği hesaplara intikalinin zorunlu kılınması) halinde teminat olarak %15 verginin kesilip artan tutarın ilgililerin banka hesaplarına aktarılması sağlanacaktır.
Bilahare ivazsız intikal sahibinin promosyonların hukuken iktisa-bedildiği tarihi takibeden bir ay içinde beyannamesini vermesi ve verginin tahakkukundan itibaren (3) yılda ve her yıl Mayıs ve Kasım aylarında olmak üzere iki eşit taksitte veraset ve intikal vergisini ödenmesi gerekecektir. Tabi ki teminat olarak kesilen bahse konu tevkifat tutarlarının vadesi gelen taksit tutarlarından mahsup yoluyla geri alınacağı ise izahtan varestedir.
 
V- SONUÇ
Yıllardır devam eden ve ilk olarak tarafımızdan rapor edilen banka promosyonları için genel bir düzenlemenin yapılmış olması, kurumlar arası dağınık ve haksız uygulaması sona erdirecek ve çalışanların bugüne kadar belki de farkında olmadıkları küçük de olsa bir mali menfaatten faydalanmaları uygulanabilir hale gelmiş olacaktır.
Şeffaflık ve saydamlık kamu yönetiminin genel ilkeleri dahilinde çalışanların kendi ücret ve aylıkları üzerinde tasarrufta bulunan kamu idarelerinin, çalışanlarına maximum faydayı getirecek uygulanabilir, avantajlı ve kabul edilebilir protokol yapabilecekleri en uygun bankayı bulmaları noktasında sarfetmeleri gereken önemli bir rol olacaktır. Aksi halde bu noktada yapılacak hatalar tamamen alınacak promosyondan öte neden daha yüksek menfaat temin edecek bankanın tespit edilemediği sürecinde tartışmaları veya yolsuzluk iddialarını beraberinde getirebilecektir. Belki de kurumların, demokratik ve ötesinde şeffaf yönetim anlayışının toplumsal düzlemde içselleştirilmesi çabaların artmaya başladığı şu dönemde, bilgi eksikliği ve karmaşasına yol açmadan bu süreci kendi çalışanları ile doğrudan paylaşmalarının en doğal ve etkin bir yöntem olabileceği değerlendirilmektedir.
 
________________________________________
*   Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1) Tanımlar, İstanbul VDB Muktezası’ndan alınmıştır.
 

 

. Mükelleflerin Vergiye Gönüllü Uyumunu Zorlaştıran Bir Uygulama: ...

Kullanıcı Oyu:  / 0

MÜKELLEFLERİN VERGİYE GÖNÜLLÜ UYUMUNU ZORLAŞTIRAN BİR UYGULAMA: DEVİRDE TAPU HARCI BİLMECESİ


 
Yazar:MustafaÇOLAK*
Yaklaşım / Ocak 2010 / Sayı: 205
 
I- GİRİŞ
Kayıtdışı ekonomi ile mücadele kapsamında yapılması gereken uygulamaların başında şeffaf, basit, öngörülebilir ve anlaşılabilir bir vergi sistemini kurmak gelmektedir.
Bu noktada vergi beyan ve ödeme zamanlarında vergi idarelerin olası gelecekteki riskleri de bertaraf edecek şekilde yönlendirme yaparak işlem tesis etmeleri ve böylelikle mükellefleri bir süprizle karşı karşıya bırakmamaları beklenen bir sonuçtur.
Bununla beraber uygulamada sistemin kendi içinde barındırdığı eksikliklerden dolayı çoğunlukla mükellef ve idare cephesinden kaynaklanmayan sorunların çoklukla yaşındığı bilinmekte ve görülmektedir.
Bu bahisle, yazımızda devir işlemlerinde tapu harcının beyan ve ödeme esaslarına genel hatları ile değinilerek mevcut sorun ve soruna çözüm önerimiz sunulacaktır.
 
II- DEVİRDE TAPU HARCI BEYANI VE SORUN
492 sayılı Harçlar Kanunu’nun Dördüncü Kısmında Tapu ve Kadastro Harçları düzenlenmektedir. Kanun’un 57 ve 58. maddelerine göre, tapu ve kadastro işlemlerinden Kanun’a bağlı (4) sayılı tarifede yazılı olanlar, bu tarifede belirtilen kişiler tarafından ödenmek üzere tapu ve kadastro harçlarına tâbidir.
Kanun’a ekli 4 sayılı Tarife’nin 20. maddesine göre; gayrimenkullerin ivaz karşılığında devir ve iktisabında gayrimenkulün beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergisi değeri üzerinden devir eden ve devir alan için ayrı ayrı binde 15 oranında tapu harcı ödenmesi gerekmektedir.
Harçlar Kanunu’nun 63. maddesine göre; gayrimenkul devir ve iktisaplarında gerçek alım-satım bedeli üzerinden tapu harcı tahsil edilmesi esasına geçilmiştir. Söz konusu düzenleme, münhasıran gayrimenkul devir ve iktisaplarına yönelik olduğundan, (4) sayılı Tarife’nin diğer bentlerine göre yapılacak tapu işlemlerinde ilgili bentte gösterilen değer üzerinden tapu harcı hesaplanacaktır.
Bu itibarla, 06.06.2008 tarihinden itibaren, yapılacak gayrimenkul devir ve iktisaplarında gerçek alım-satım bedelinin tapu işlemine yansıtılmadığının tespit edilmesi halinde, alıcı ve satıcı adına cezalı tarhiyat yapılacaktır. Tapuda işlem yapıldıktan sonra, harcın gerçek alım-satım bedelinden daha düşük bir bedel üzerinden beyan edilip ödendiğinin tespiti halinde, aradaki farka isabet eden harç, %25 oranında vergi zıyaı cezası ile birlikte tahsil edilecektir. Kanun hükmü uyarınca, gayrimenkul devir ve iktisaplarında, gerçek alım-satım bedelinin tespitine ilişkin takdir komisyonu kararlarına dayalı tarhiyat yapılamayacaktır.
Getirilen düzenleme, mükellefin devre konu taşınmazının değerini ne kadar beyan ettiğini bir noktada etkinsizleştirerek zamanaşımı süresi içerisinde vergi idarelerinin tapu harcı matrahının yeniden tespit ve dolayısı ile mükellefi sonradan tahmin edilmeyen bir tapu harcı uygulaması ile muhatap kılmalarına neden olabilmektedir.
Özellikle bu süreç, işyükü açısından oldukça yoğun olan vergi dairelerinin gerekli inceleme ve sorgulamayı zamanında yapamamalarına bağlı olarak genellikle zamanaşımı süresinin bitimine yakın gerçekleşebilmekte, sonucunda ise mükellefin vergi ziyaı cezası, gecikme faizi gibi muhatap olacağı kanuni müeyyideler de bir o kadar ağırlaşmaktadır. Örnek olarak 24.11.2007 vadeli bir tapu harcı ödemesi ile ilgili olarak 24.11.2009 tarihli gerçekleştirilen ve dava konusu yapılmayan ikmalen tarhiyat işleminde, şöyle bir tabloyla karşı karşıya gelinecektir:



Tablodan ortaya çıkan sonuç, mükellefin emlak vergisi değerinin üzerinden beyan ettiği tapu harcı matrahının sonradan yapılan tespitler sonucu ortaya çıkarılan matrah farkı neticesinde 2 yıl gibi bir sürede normal vadesinde yapılan ödeme boyutuna yakın ek bir mali külfeti ortaya çıkardığını göstermektedir.
Böylesine bir durumun ise vergiye muhatap olan mükellef hakları, adil vergileme, verginin öngörülebilir olma özellikleri başta olmak üzere birçok temel noktada zaafiyetlere ve huzursuzluklara neden olacağı izahten varestedir.
 
III- SORUNA NET ÇÖZÜM ÖNERİSİ VE CİNS TAHSİSİ MODELLEMESİ
A- CİNS TAHSİSLERİNDE TAPU HARCI UYGULAMASI
492 sayılı Harçlar Kanunu’na ekli 4 sayılı Tarife’nin I. Bölümünün 13/a fıkrasında, arsa ve arazi üzerine yeniden inşa olunacak bina vs. tesislerin tescilinde emlak (bina) vergisi değeri üzerinden tapu harcı alınacağı belirtilmiştir.
İnşa vs. yollarla gayrimenkullerin vasfında meydana gelen, cins ve kayıt tashihi işlemini gerektiren değişiklikler tapuda gösterilmediğinde, tapudaki işlemler, bunların eski hallerine göre (Meselâ, arsa üzerine bina inşa edildiği halde devir ve temlikin bina olarak değil arsa olarak yapılması gibi) yapılmakta ve bu durum harç kaybına neden olmaktadır.
Hem cins ve kayıt tashihi işlemlerinin zamanında yapılmasının sağlanması hem de mükelleflerin daha sonra tapuda yapacakları işlemlerde zorlukla karşılaşmamaları ve harç kaybının önlenmesi amacıyla aynı tarifenin II. Bölümünün (d) fıkrasında, Bu Tarife’nin 13 numaralı bendinin (a) ve (c) fıkralarında belirtilen işlemlerden emlak vergisi bildirimi verilmesini gerektirenlerin, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nda yazılı bildirim verme süresi sonuna kadar tapuda gösterilmemesi halinde harcın % 50 fazlasıyla tahsil edileceği hükme bağlanmıştır. Cins değişikliği ile ilgili olarak emlak vergisi bildiriminin yapılıp yapılmadığı bu anlamda önem taşımaz. Önemli olan bildirim verme süresi içinde bu değişikliğinin gerçekleştirilmesi gerekliliğidir.
Belediyeler de, gayrimenkullerin vasfında meydana gelen ve cins ve kayıt tashihini gerektiren (Mükelleflerce yapılan beyanlar üzerine veya sair yollarla tespit ettikleri) değişiklikleri derhal ilgili vergi daireleriyle tapu dairelerine bildireceklerdir. Vergi dairelerince, belediyeden gelen bildirimlerde yer alan veya re’sen tespit edilen değişikliklerin, 1319 sayılı Kanun’da sözü edilen sürelerde tapuda gösterilip gösterilmediği tapu dairelerinden sorulacaktır. Söz konusu sürenin sonuna kadar tapuda gösterilmeyen değişiklikler, tapu dairelerince derhal yetkili vergi dairelerine bildirilecek, vergi dairelerince de yukarıdaki açıklamalar uyarınca işlem yapılacaktır.
B- CİNS TAHSİSLERİNE GETİRİLEN KOLAYLIK
5838 sayılı Kanun’un(2) 17 ve 32. maddelerinde yapılan düzenlemelerle, 492 sayılı Kanun’a bağlı (4) sayılı Tarife’nin 13/a ve 13/c fıkralarına göre nispi esasa göre alınan harçların maktu esasa göre tahsili uygulamasına geçilmekte, 13/a fıkrası kapsamındaki cins tashihi harçlarının beyanname verilmesi suretiyle tahsili uygulamasına son verilmekte ve gayrimenkullerin Kanun’da öngörülen süre içinde tapuda tashih ve tescillerinin gerçekleştirilmemesi halinde tatbik edilen %50 ilave harç aranılmasına ilişkin uygulama kaldırılmaktadır.
Diğer taraftan, 5838 sayılı Kanun’un geçici 6. maddesi ile bu Kanun’un yayımı tarihinden önce yapılmamış cins değişikliği ve kayıt tashihi işlemlerinde harcın ne şekilde tahsil edileceğine ilişkin usul ve esaslar belirlenmektedir. Buna göre, 5838 sayılı Kanun’un yayımlandığı 28.02.2009 tarihinden önce tarh ve tahakkuk ettirilmemiş olan her nevi cins ve kayıt tashihi harçları 5838 sayılı Kanunla değiştirilen tarife hükümlerine göre tahsil edilecektir. 5838 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce, beyana dayalı işlemlerde beyanname üzerine tahakkuk ettirilmiş; ihbarname kuralına dayalı işlemlerde ihbarname düzenlenmek suretiyle tarh edilmiş cins değişikliği harçlarının ise (%50 ilave harç dahil) takip ve tahsiline devam edilecektir.
Uygulamaya ilişkin olarak 5838 sayılı Kanun’un yayımı tarihi itibarıyla 492 sayılı Kanun’a bağlı (4) sayılı Tarife’nin;
1- 13/a fıkrası kapsamındaki cins değişikliği işlemlerinde beyanname verilmeyecektir.
2- 13/a ve 13/c fıkraları kapsamındaki işlemlerde harç maktu olarak tahsil edilecektir.
3- 13/a fıkrası kapsamındaki işlemlerde harç, cins değişikliği yapılacak her bir bağımsız bölüm ve sair tesis için ayrı ayrı tahsil edilecektir.
Bu kapsamda,
“a) Arsa ve arazi üzerine inşa olunacak bina vesair tesislerin tescilinde (Her bir bağımsız bölüm vesair tesis için) 100 TL
(a) fıkrası dışında kalan her nevi cins ve kayıt tashihinde (her bir işlem için)  50 TL
maktu harç tahakkuk ve tahsili yoluna gidilecektir.”
Bu suretle, cins değişikliği işlemine ilişkin vatandaşlar üzerindeki mali külfet hafifletilerek, kayıt dışında bulunan gayrimenkullerin kayda alınmasına yönelik teşvik edici ciddi bir adım atılmıştır.
C- DEVİRDE TAPU HARCINDA YAPILMASI GEREKENLER
Mükelleflerin beyan edilen devir ve iktisap bedelinden az olmamak üzere emlak vergisi değeri üzerinden devir eden ve devir alan için ayrı ayrı binde 15 oranında oranında ödedikleri tapu harcında, beyan karmaşası gerek yanlış uygulamaları beraberinde getirerek kayıtdışına gereksiz bir katkı sunmakta ve gerekse mükelleflerin ilerleyen dönemlerde tamamen vergi kaçırma amacına matuf olmayan hareketlerinden dolayı büyük bir mali külfetle karşı karşıya bırakmaktadır.
Bu noktada, mükelleflerin bürokratik süreçlerden kaynaklı külfetlerden kurtarılarak vergiye gönüllü uyumunu teşvik edecek ve vergi idaresi-mükellef arasında vergileme sürecinin başından itibaren samimiyete dayalı, sürprizlere açık olmayan ve amacı karşılıklı doğru bilgilendirme ve vergilendirmeye dayalı bir mekanizmanın işletilmesi yerinde olacaktır.
Atılacak adımlar konusunda ise şu alternatiflerin değerlendirilebileceği düşünülmektedir:
a- Bilindiği gibi emlak vergisine esas matrah, arsa ve araziler için, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun asgari ölçüde birim değer tespitine ilişkin hükümlerine göre takdir komisyonlarınca takdir olunan birim değerlere göre hesaplanmakta ve  mükellefiyetin başlangıç yılını takip eden yıldan itibaren her yıl, bir önceki yıl vergi değerinin 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca aynı yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı nispetinde artırılması suretiyle bulunmaktadır.
Bu kapsamda, mükellefler ilgili tarha yetkili olacak belediyeye müracaat ederek saptanmış, tartışma götürmeyen vergi değeri üzerinden emlak vergilerini ödeme rahatlığına sahip bulunmaktadırlar.
Bununla beraber, tapu harcında ise emlak vergisi değeri öncelikle belediyeden emlak vergisi ödeme yükümlülüğü kapsamında tespit edilerek öğrenilmekte ve bu değer üzerinde ileride çıkması muhtemel olası sorunları önlemek adına artırılarak ya da tam aksine emlak vergisi mükellefiyeti tespit edilmeden önce alım-satım değeri üzerinden beyan edilmektedir. Bu halde de yapılan beyanın emlak vergisi değeri altında kalması ve ek tarhiyat yoluna zamanaşımı süresi içerisinde gidilebilmesi gündeme gelmektedir. Yani, mükellefin gerek emlak vergisi değerini, bu değerin üzerindeki başkaca bir değeri veya emlak vergisi değerini bilmeden alım- satım değerini beyan etmesinin pratikte bir değerliliği bulunmayacaktır. Zira, vergi idaresinin zamanaşımı süresi içerisinde her zaman bu değeri düzeltme enstrümanları (takdir komisyonları kararı ile değiştirilemez) ve yetkisi bulunmaktadır.
Yeni düzenlenecek sistemde, tapu harcının da emlak vergisine esas alınan tespit yönteminde olduğu gibi takdir edilen vergi değeri esas alınarak yeni bir işleme gerek kalmaksızın uygulanması olmalıdır. Bu uygulama sırasında, eski yönteme nazaran bir Hazine kaybının oluşması durumunda ise emlak vergisine esas vergi değerinin belli bir oranda artırılabileceğine dair Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesi veya tapu harcına esas oranın artırılması yoluna gidilmesi düşünülebilecektir.
b- Diğer bir çözüm metodunda, Harçlar Kanunu’na ekli 4 sayılı Tarife’nin l3/a bendi kapsamındaki cins tashihi harçlarının beyanname verilmesi suretiyle tahsili uygulamasına son verilerek bundan böyle maktu esasa göre alınması sağlanması metodunda olduğu gibi radikal bir adım atılarak emlak vergisi değerleri esas alınarak kademeli bir tarife cetveli oluşturulması ve bu cetvele göre de belirlenecek maktu bir vergileme yapılmasının doğru bir yaklaşım olacağı değerlendirilmektedir.
 
IV- SONUÇ
Vergi kanunlarının yorumlanmasından kaynaklanan problemlerin en asgariye indirilerek mükelleflere atfedilemeyecek hatalı uygulamaların önlenmesinde, mükellef hakları bildirgesinde işlenen genel felsefeye de uygun bir tarzda yeterli bilgilendirme ve yönlendirmenin yapılmasında vergi idarelerinin sorumlu oldukları noktasında şüphe yoktur.
Bu genel kabullenme çerçevesinde konumuz tapu harcı bilmecesinde de yukarıda belirtildiği üzere çözüm yöntemi bağlamında, emlak vergisi değerinin esas alınarak nispi vergilemenin devam ettirilebileceği yahut cins tahsisi uygulamasında getirilen sisteme benzer olarak emlak vergisi değerleri bazında kademeli bir maktu vergileme metodunun da benimsenebileceği alternatiflerin değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
Aksi halde süregelen vergiye gönüllü uyum projesi, sorunlu zorunlu bir vergi ödeme mükellefiyetinden öte gidemeyecek ve bu yöndeki mükellef ya da vatandaşa hizmet odaklı anlayışa da zarar verecektir.
Mevcut sürecin devamı yönündeki temayül,  bir yandan mükelleflerin gerçek alım-satım değeri yerine çoğunlukla emlak vergisi değeri veya kısmen üzerinde bir değeri beyan ederek yüksek harçtan kaçınma, diğer yandan vergi idaresinin de işyükü ve kapasite yetersizliğine bağlı gerçek değeri tespit edememesine bağlı oluşan de facto durum, sürecin kendi içerisinde kısır bir döngü hale gelmesini beslemeye devam edecektir.
*     Maliye Bakanlığı, Daire Başkanı
(1)  İnternet vergi dairesinden gecikme faizi hesaplanmıştır ( https://intvd.gib.gov.tr/internetvd/index.jsp)
(2)  18.02.2009 tarihli “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”
 


 

 

   

   
© H.Bayram ÇOLAK